Bir şeyler yemek ya da içmek amacıyla gittiği bir kafede, yediği/içtiği şeylerin lezzeti kadar dekorasyona da takılan bir insansanız eğer, sevdiğiniz ve sürekli gitmek isteyeceğiniz yerleri biriktirmek öyle çok da kolay olmayabiliyor efendim. Mesela ben, sırf koltuklarını beğenmediğim için evimizin yakınlarına aylar önce açılan fırın/cafe 'den alışveriş yapmıyorum. Çünkü aylarca tadilat geçiren, her bir köşesi ayrı iskandinav öğelerle süslü o fırın/cafe 'nin koltuklarının #sultansüleymanhanhazretleri stili olmasını kabullenemiyorum! Bir gün istek/dilek kutusu koymayı akıl edebilirlerse, kendilerine bu konuda uzunca bir tavsiye mektubu yazmayı düşünüyorum :)
Ancak bazen de öyle güzel yerler karşıma çıkıyor ki, her bir köşesini ayrı ayrı incelemekten kendimi alamayıp, siparişimin geldiğini farketmiyor, kafede çalışanlara çaktırmadan sağı solu fotoğraflayacağım diye kırk takla atıyorum :). Tabi bir de hava kararmaya yüz tutuyorsa eğer, mekanın loş ışığıyla, bulunduğu sokağın beyaz ışığının çatışmasında çekilebilecek en düzgün fotoğrafları çekmeye çalışmaktan, oradan kalkıp sonrasında yapacağınız aktivitenin saatini kaçırma tehlikesi atlatabiliyorsunuz :D. ( Bu hikayenin de ayrı bir yazı konusu olduğunu not etmeyi kendime bir borç bilirim efendim :) )
Geçenlerde bir akşam arkadaşım B. ile birlikte tam da böyle bir cafe bulunca, aynen az önceki paragrafta tarif ettiğim durumu yaşadık :). Ve fotoğraf görevimizi başarıyla tamamlayıp, üzerine mekandaki tüm dergileri de incelemeyi bile kısıtlı vaktimize sığdırabildik :D
Üzerine bir de mekanda bekçilik yapan minik dostumuzu bol bol mıncıkladığımızı itiraf etmeliyim :). Buradan kalkıp başka bir yere gidecek olmasaydık arkadaşım B.'ye "Beni bırak, sen devam et!" diye bağırıp, pılımı pırtımı toplayıp kafeye yerleşme planları kurabilirdim :D
Not: Bahsi geçen mekanın adı Cafe13m2 olmakla birlikte, kendisi Küçükpark'ta bulunmaktadır efendim :).




