izmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
izmir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2015 Perşembe

1 Etkinlik, 1 Film, 1 Sergi

Çok uzun süredir bloga yazı yazma takıntılarım konusunda düşünüyorum :D. Burası her ne kadar benim de olsa da, canım ne isterse yapmamam için hiçbir sebep olmasa da, #fazlamükemmelliyetçilik çoğu zaman peşimi bırakmadığı için, ne yazsam yada nasıl yazsam karar veremiyorum. Şimdi okuyacağınız yazı da tam böyle bir sürecin sonucu olarak doğdu diyebilirim efendim :). "Tek tek mi yazsam?", "Ama bunun hakkında anlatacak çok fazla şeyim yok sanki?" gibi düşüncelerimin sonucunda, son 1 ayda içerisinde bulunduğum 3 etkinliği hep beraber bu yazıda toplamaya karar verdim. :)

                           
1 Etkinlik:  İzmir'de yeni sayılabilecek bir oluşum var. İsmi de #gnnbloggünleri. Gnn Offices bloggerlar için son 1 yıldır bazı etkinlikler düzenliyorlar. Bunları bazıları da herkese açık. Ben de bu kapsamda Papiroom ile yaptıkları işbirlikleri sonucu düzenledikleri, uzun zamandır ilgimi çeken SEO eğitimine katıldım. 2 saatlik eğitimle olayı tamamen kavramak her ne kadar mümkün olmasa da, en azından kendi blogumda uygulayabileceğim pek çok pratik fikirle oradan ayrıldım :)

1 Film: İki önceki yazımda arkadaşım B. ile yetişmeye çalıştığımız etkinlik tam olarak buydu efendim :) Kıl payı da olsa yetişebildik ve hemen kendimize birer sandalye bulup filmimizi izlemeye başladık. 

İzmir'de bu sene 23 Haziran - 10 Eylül tarihleri arasından düzenlenen açık hava sineması gösterimlerinden birisine katıldık. Filmlerin listesini gördüğümüz andan itibaren, tüm Miyazaki hayranlığımızı da yanımıza alarak " Ponyo "'yu izlemek için resmen gün saydık. En sonunda o gün geldi çattı, hem hayatımızda ilk kez açık hava sineması keyfini yaşadık, hem de filmin #aşırısempatikyemelik durumu karşısında oldukça garip tepkilerle filmimizi izleyip, güzel bir akşam geçirdik :).

1 Sergi: Arkadaşım L. ile birlikte, "Sıcakta evde oturmaya son!" kampanyamız(!) doğrultusunda bir gün öylesine vakit öldürmek için buluşmuşken yolda gördüğümüz afiş ile birlikte kendimizi fuarda Selçuk Demirel'in "İnsanoğlu Kuş Misali" sergisinde bulduk. Hem bir sergi gezmiş olduk, hem de yeni bir sanatçıyla da bu sergi vesilesiyle tanışmış olduk :).

Bu yazı da böylece yazılmış oldu :). Hatta sandığımdan biraz daha kolay yazılmış bile olabilir! Kolay mı? E tabi baştaki düşünce sürecini saymazsak neden olmasın :)

5 Temmuz 2015 Pazar

Beni burada bırakın, siz devam edin!

Bir şeyler yemek ya da içmek amacıyla gittiği bir kafede, yediği/içtiği şeylerin lezzeti kadar dekorasyona da takılan bir insansanız eğer, sevdiğiniz ve sürekli gitmek isteyeceğiniz yerleri biriktirmek öyle çok da kolay olmayabiliyor efendim. Mesela ben, sırf koltuklarını beğenmediğim için evimizin yakınlarına aylar önce açılan fırın/cafe 'den alışveriş yapmıyorum. Çünkü aylarca tadilat geçiren, her bir köşesi ayrı iskandinav öğelerle süslü o fırın/cafe 'nin koltuklarının #sultansüleymanhanhazretleri stili olmasını kabullenemiyorum! Bir gün istek/dilek kutusu koymayı akıl edebilirlerse, kendilerine bu konuda uzunca bir tavsiye mektubu yazmayı düşünüyorum :)


Ancak bazen de öyle güzel yerler karşıma çıkıyor ki, her bir köşesini ayrı ayrı incelemekten kendimi alamayıp, siparişimin geldiğini farketmiyor, kafede çalışanlara çaktırmadan sağı solu fotoğraflayacağım diye kırk takla atıyorum :). Tabi bir de hava kararmaya yüz tutuyorsa eğer, mekanın loş ışığıyla,  bulunduğu sokağın beyaz ışığının çatışmasında çekilebilecek en düzgün fotoğrafları çekmeye çalışmaktan, oradan kalkıp sonrasında yapacağınız aktivitenin saatini kaçırma tehlikesi atlatabiliyorsunuz :D. ( Bu hikayenin de ayrı bir yazı konusu olduğunu not etmeyi kendime bir borç bilirim efendim :) )


Geçenlerde bir akşam arkadaşım B. ile birlikte tam da böyle bir cafe bulunca, aynen az önceki paragrafta tarif ettiğim durumu yaşadık :). Ve fotoğraf görevimizi başarıyla tamamlayıp, üzerine mekandaki tüm dergileri de incelemeyi bile kısıtlı vaktimize sığdırabildik :D


Üzerine bir de mekanda bekçilik yapan minik dostumuzu bol bol mıncıkladığımızı itiraf etmeliyim :). Buradan kalkıp başka bir yere gidecek olmasaydık arkadaşım B.'ye "Beni bırak, sen devam et!" diye bağırıp, pılımı pırtımı toplayıp kafeye yerleşme planları kurabilirdim :D

Not: Bahsi geçen mekanın adı Cafe13m2 olmakla birlikte, kendisi Küçükpark'ta bulunmaktadır efendim :).

21 Eylül 2014 Pazar

Bu yazı çemkiren bir "A"rkadaş'a adanmıştır :)

Hakkında yazı yazılmayı bekleyen, en azından hak eden fotoğraflar birikip, bilgisayarını yavaşlatan Raif'ten herkese kocaman bir "Merhaba!" :) Bu durum katlanarak devam ederken, artık mezun bir insan olarak ( ben bunu önümüzdeki 2 sene tekrar edebilirim, anlayışla karşılayacağınızı umuyorum efendim :D ) ) bir dur diyerek kendimi bilgisayar başına geçmeye zorlamak istedim. Tabi bu durumun en sağlam gerekçeli motivasyonu ise pek sevgili çok değerli arkadaşım A.Ç.'nin "Bi yazmadın bizim yazıyı!", "Herkesle gez yaz sen yazıları biz gezince yazma!" şeklindeki tavırlarıydı sayın seyirciler! Hatta kendisiyle yine bu konu üzerine dün akşam gerçekleşen bir whatsapp konuşmamız var ki, kendisini rencide etmemek için kendime saklıyorum efendim :D Evet, başlıktan da anlaşıldığı üzere bu postu sana adadım sayın A.Ç. :D


Tam olarak 1 ay önce arkadaşım A.Ç. ile bisiklet sürmek için anlaşmıştık. Ben çok uzun yıllardır bisiklet sürmediğim için ve bir de ömrü boyunca spor yapmamış bir insan olarak kondisyonum konusunda da oldukça tedirgin bir biçimde bu fikre hem sıcak bakıyor hem de korkuyordum! Yine de içimdeki korkuyu bir kenara bırakarak, tüm #tumblr kişiliğimle sırt çantamı hazırladım ve fotoğraf makinemi de içerisine attım. Gerçi bu bisiklet sürme eylemini gece yaptığımızdan dolayı iyi kareler yakalayacağımı düşünmemiştim ama o konuyu da 50 mm 'nin yardımıyla atlattım sayabilirim :). Hem de bu günü kayıt altına almayıp da ne yapacaktım ki? :D


Sonuç olaraksa, benim "Dur fotoğraf çekeceğim!" deme anlarım haricinde dinlenmeksizin yaklaşık olarak 2 saat süren bir bisiklet turuyla ( Konak'tan İnciraltı'na kadar) gecemizi tamamladık. Çok muhteşem olmasalar da bu anımızı kayıt altına almama yetecek güzellikteki fotoğrafları de çekmeyi başarabildiğim için mutluyum. Bu güzel gün ( gün mü gece mi karar versem çok iyi insanım aslında :D ) için beni motive edip, harekete geçiren arkadaşım A.Ç.'ye buradan teşekkürlerimi ileterek bu yazıyı noktalıyorum efendim :).

28 Şubat 2014 Cuma

Neredesin Tülay? Ne olur geri dön!

Bizim evdeki panjurlar ile pencereler arasında yaklaşık bir 20 cm'lik boşluk var. Sevgili Anneciğim ( bir "Tamam Babacığım" değil tabi ilişkimiz ama idare ediniz efendim :D ) de tüm panjurları açmayı sevmediğinden ( bu konuda çok güzel açıklamaları var kendisinin, keşke anlatsa da dinleseniz :) ) o pencere ve panjur arası alan güzel İzmir'imizin kuşları için adeta bir... 5 yıldızlı otel konforunda olmakla birlikte onlara unutamayacakları bir tatil imkanı sağlı... ne diyorum ben? ... ama ev konforu sağlıyor desem saçmalamış olmam sanıyorum :) Kendileri itinayla her sene yuva yapıp minik yumurtalarını önce yapıp sonra içinden çıkan evlatlarını büyütüp, uçmayı öğretip ( bu aşama dünyadaki en sempatik ilk 100 şey listesine girmeye aday! Tabi öyle bir liste varsa. Var mıdır ki acaba :D ), bizi terk edip gidiyorlar. Her sene bu yıkıntıyı yaşadığımız için, artık alıştık sayılır. Ama yine de insan bir hüzün duymuyor değil.

Geçen gün ( Instagram'dan kopya çekeceğim... Pazartesi günüymüş :) ) yine bir anne kuş, bu kez mutfak penceremize yumurtlamış. Ama kendisi biraz minimal dekorasyon seviyor olacak ki, otçöpten bir yuva yapmadan, "anne deyişiyle" buz gibi! mermerin üzerine yumurtlayıp, yumurtayı da öylece bırakıp kaçmış...


Fotoğraf'ta her ne kadar yansıtamamış da olsam, bu minicik yumurta öylece çaresiz, yapayalnız kaldı. Ben anne kuş ( post gereği adının "Tülay" olması gerekiyor :D ) geri gelecek de bu sefer kaçırmadan yumurtanın her anını belgeleyeceğim için çok sevinçliyken, sevgili anneciğim ise oldukça umutsuz ve anne kuşumuz Tülay'a oldukça tepkiliydi. Tüm pazartesi günü boyunca kendisi, "Nerede bu yumurtanın annesi?", "İnsan hiç evladını bırakıp gider mi?", "Üşütecek buz gibi mermerde bu çocuk" şeklinde oldukça annesel sözler ile evin içinde dolandı... Tüm pazartesi günü de anne kuşumuz Tülay penceremize hiç gelmedi. Salı sabahı kalktığımızda da ilk işimiz pencereye bakmak oldu vee... yumurta yoktu. Yavru yumurtanın nereye gittiğini bilmiyoruz. ( Ama aşağıya düşmediğinden eminiz ). Kuşların yumurtalarını taşıyabilme yetenekleri varsa belki annesi alıp daha konforlu bir yere götürmüştür diye düşünüp seviniyorum ama bir sorum var kendisine.. bizim penceremizin neyi eksikti, niye bizi terk edip gittin? :D

Yani anlayacağınız kiracımız kaçtı sayın seyirciler :D Sizin oralarda ev arayan kuşlar varsa bizim pencere önleri boş, yönlendirebilirsiniz efendim :)

5 Ekim 2013 Cumartesi

Bu sefer oldu galiba

Yeni yaşıma girerken aldığım kararlardan birisi ;  aman da " İzmir'de hiç etkinlik olmuyor ", efendime söyleyeyim " Yapacak bir şey bulamıyorum ben! " diye söylenmeyi bırakıp , İzmir'de gerçekleşen ne kadar etkinlik varsa katılmaktı. Normal şartlardaki bir Raif zaten hep kararlar alır ancak uygulayamaz. Ama nedense bu sefer öyle olmadı. İyi ki de olmamış :)

"Modern Times" adlı Charlie Chaplin filminin bir kısmını bir derste "Fordizm" konusunu işlerken izlemiştik. O zamandan beri hep filmin geri kalan kısmını da izlemek istiyordum. Hep böyle istemelerimden oluşan ve hiç bitmeyen bir izlemek istediğim filmler listesi var ki... bir gün biteceğini umarak izlememeye devam ediyorum :)

Bir gün otobüste giderken ki kendisi 1 Ekim günü oluyor, yandaki afişi görünce ve aldığım kararlar da aklıma gelince kendime " Hey Raif! Evet eveet seen. Bu filme gitmelisin dostum! " gibi amerikanvari sözler edip kendimi ikna etmeye çalıştım, başardım da. Ama sonra hafızası balıkları kıskandıran bir insan olduğum için ben filmi de gününü de unuttum. Sonra 2 Ekim akşamı saat 6 sularından cep telefonumdaki fotoğrafları karıştırırken yandaki fotoğrafı gördüm ve filmin o akşam olduğunu fark ettim ve umutsuzluğa kapılmak üzereydim ve ne yapacağımı şaşırmıştım ve çok heyecanlanmıştım ve gitmek istiyordum... Neyse :) sonunda gitmeye karar verdim. Yalnız beynimi kurcalayan bir soru vardı ki o da " Tek başına mı gideceksin Raif? " idi. Sorunun yanıtını öğrenmemiz için beraber gitme potansiyelim olabilecek herkese mesaj atmam gerekiyordu ki attım da. "Sonuç ne evladım!" , "Ay ne oldu acaba devamında" , "En heyecanlı yerinde saçmaladın be sen de çocuğum" derseniz de sonuç yoktu. Beraber gidecek kimseyi bulamadım :D. İşte kararların uygulanıp uygulanamayacağının ortaya çıkması da tam da bu ana bağlıydı. Bir plan yapmıştım ve bunu gidecek kimse yok diye bozamazdım. Evdekilerin garip bakışları eşliğinde giyinmeye başladım. Annem ruh sağlığım hakkında epey sorgulayıcı gözlerle bakmaya devam ederken ben çoktan giyinmiş ve çıkmaya hazırdım :D.


Evet, o filme gittim :) Hem de ilk defa tek başıma sinemaya gittim. Hem de ilk kez aldığım bir kararı uygulamayı başarmış oldum. Hem de ilk kez diye devam edeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz :D. Bolca kahkaha attım, hem de kararlarımı gerçekleştirmeye başlamış olmaktan dolayı mutluluk duydum. ( Ayrıca bir filme bu kadar anlam yüklediğim için ruh hastası olduğumu düşünmediğinizi umdum :D ) Darısı aldığım diğer kararların başına :).

Bu postu da benim gibi harekete geçmek için bir şeyler bekleyenler varsa diye yazdım. O beklediğiniz şey bu yazı olsun, haydi siz de kalkın ve yapmak istediklerinizi gerçekleştirmeye çalışın :)

19 Ağustos 2013 Pazartesi

Buralara yaz günü yağmur yağıyor canım

Gözlerimi açtım. Hava henüz aydınlanmamıştı. Elimi yastığımın altına sokup telefonumu aramaya başladım ama her zamanki yerinde yoktu. Sonra gözüm duvardaki saate takıldı. Saat erken değildi, o zaman hava niye karanlıktı? Ani bir hareketle yataktan kalkıp pencereye yöneldim. Bugün diğer günlerden farklı olacağı sanki havadan bile hissediliyordu..

Şaka şaka :D Hava kapalıydı sadece, yağmur yağacak gibiydi, yağdı da zaten :) Yazın kışı, kışın yazı özleyen bir insan olarak, yağmur çok iyi hissettirdi. Güzel hislerin yanı sıra uzun süredir yapmak istediğim bir şeyi de, içimdeki korkuları ( "Ya şimdi tepeme yıldırım falan düşer mi acaba?" , " Şimşekleri üzerime çekmesin bir de bu ? ) bir kenara bırakıp, yaptım :) ( Yabıdığğm diye bağıırıırrğ :D )


Evet, hep şimşek fotoğrafı yakalamak istiyordum, ama bir yandan da tırsıyordum :) Geçtiğimiz cumartesi günü İzmir bize bir günlük kış yaşattı. Üşümek, yağmur kokusunu içimize çekmek güzeldi. Oturup bir kahve içmek aklıma gelmedi ama :D Çünkü saatlerce balkonda oturup yukarıdaki fotoğrafları yakalamaya çalıştım. Neyse ki başarılı olabildim. Kafama da yıldırım vs. bir şey düşmedi. ( Yıkılmadım ayaktayım :S:) ) Sonuçlar çok hayalimdeki gibi olmasa da.. Hepsi yağmurun ve şimşeklerin suçu tamam mı, bu seferkiler minikti :D Ama en azından içimdeki korkuyu yenmiş oldum. Önümüzdeki kışı balkonda geçireceğim sanırım :)

Not 1: Başlık için herkesten özür diliyorum :D
Not 2: Korkuyu tam yenmiş sayılmam aslında, korkudan Canan'ı bu emelime alet edemedim :)

6 Ağustos 2013 Salı

Sabreden Raif konulu post :)

Bir insanın hayatında en çok yapmak istediği şeylerden birisi Frozen Yoğurt yemek olabilir mi? sorusunu soran varsa, ki niye olsun :) cevabı maalesef evet :D Gelin size olayı en başından anlatayım...

Bu frozen yoğurt denilen şeyi ben ilk kez bir blog'da görmüştüm, ki bu taaa 3 sene önceye filan tekabül ediyor. Merakla internet'ten araştırmış, "Ne ki bu?" "Yeniyor muymuş şimdi bu" gibi sorularımla Google'ı hayatından bezdirmiştim. Yoğun araştırmalarım sonucunda İzmir'de olmadığını öğrenip, sonuca şaşırmasam da epey üzülmüştüm.

Sonra tabii ki balıkları kıskandıran hafızam ile her şeyi unutmuştum. Hayatıma mutlu mesut devam ederken bir derste Dondurma-Frozen Yoğurt grafiğini görünce ( lütfen bu ikiliye aldanıp çok eğlenceli dersler gördüğüm yanılgısına düşmeyelim :D ), geri sar geri sar... hoooop. Frozen Yoğurt... taranıyor... beyin error roorr... bulundu tamam... her şeyin yeniden başlaması kaçınılmaz olmuştu. Bu sefer internetten araştırmalarım sonuç bulmuş, bizim eve olduuukça uzak bir alışveriş merkezinde olduğunu öğrenmiş, ertesi gün koştura koştura gitmiştim ( ne azim ama :D ) Sonuç? Yine hüsran.. stand'ın kaldırıldığını öğrenip, eve geri dönmüştüm.


Geçtiğimiz hafta arkadaşım B. ile buluşup Optimum'a gittik. Su almak için alt kata inip koştura koştura Migros'u ararken... o da ne? Oradaa bir şey var uzaktaa.. Nee yoksaa?? Frozen Yoğurt standıyla karşılaşıp, Yeşilçam Filmleri'ndeki kavuşma sahnesini yaşarcasına ( arkada müzik de varmış gibi hayal edelim :D ) standa koşturduk. Veee... mutlu son :) Hemen siparişlerimizi verdik.

Vee tabii ki yemeden önce, blogger kişisi olarak fotoğraf çekerek tüm garip bakışları üzerime çekmem gerekiyordu, yoksa içime sinmez :D


Onlar ermiiişş mura... Ne diyorum ben, akşam akşam canınızı çektirdiysem çok özür diliyorum efendim :D Ayrıca bu postu okuyup da benimle aynı şeyleri yaşacayacak olanlardan daha da çok özür diliyorum :)

Not: Ayakkabılarım ile dekorasyonun bu kadar uyumlu olması da sanırım bu kadar beklemenin ödülü :)

25 Haziran 2013 Salı

Acımasız gerçekler #2

Gün geçmiyor ki Facebook ana sayfamda bir kişi daha "denizkumgüneşohyeah!" içerikli fotoğraf paylaşmasın. ( Paylaşmasın yaa! niye böyle yapıyonuz olum ya valla ben çok üzülüyom bak :D ) Bir de mezuniyet fotoğrafları paylaşanlar var ki... size de bir ayrı gıcık olduğumu şuan şu saniye itiraf ediyorum!  İnsanın yaşıtlarının mezun olup da kendisi hazırlık okuduğu için önünde daha koskocaaa 1 senesi ( umuyoruz o kadarla kalır :D ) olması ne zormuş. Hayır 2-3 yıl sonra düğün fotoğraflarınızı paylaşmaya başlayacaksınız diye korkuyorum ben asıl! O zaman ne yapacağız, nerelere gideceğiizz?!


Eveeet! Tüm nefretimi kustuğuma göre madalyonun öbür yüzü olan bizim saftaki durumu size göstermenin zamanı geldi. Gerek mezuniyet gerek "biyç partiğ" olsun parti parti gezen sayın arkadaşlarıııım! ( Burasını adeta bir siyasetçi söylemi ile okuyunuz :) )  Biz de en yakın arkadaşlarım vantilatör, ders notları ve sezon trendlerine son derece uygun oldukça stylish(!) çizgili kurşun kalemim ile evde kopuyoruuuzz! Buyurmaz mısınız?

Kendime not: İngilizce'de büyük harflerde nokta yok aslında biliyorsun değil mi :D

28 Nisan 2013 Pazar

Hayat ne tuhaf vapurlar filan

Hayat ne tuhaf değil mi sayın seyirciler? Dün tüm gün gezdim eğlendim, deniz havası aldım, fotoğraf çektim, üşengeç olmadığıma karar verdim (yada benden daha üşengeç olan arkadaşlara da sahip olabilirim orası tartışılır :D ), dondurma yiyemedim gerçi ama ( zayıflamışsın diyenler hepinizi çok seviyorum biliyorsunuz değil mi :D ) , güzel bir gün geçirdim. Peki yarın? Tatil bitti, ders mi o da ne? Göz açıp kapayıncaya kadar finaller gelecek, "Hava da ne güzel ama!", "Denize girmek istiyorum ben!" diye söylendim bir süreç başlayacak. Neyse ki yaz tatiline az kaldı diyerek kendimizi avutabiliriz. Ama bir başka avunma noktası olarak da bu postu yapmaya karar verdim :D


Dün yine bir önceki posttaki güzergahı bu defa sayısı epey değişken bir arkadaş grubuyla izledim. Şaşırılacak şey ki hiç yorulmadım, aksine ben daha gezer/yürürdüm de can sağlığım arkadaşlarım tarafından tehlike altına alındığı için mümkün olamadı :D En son o kadar yorulmuşlardı ki deniz kenarında oturduğumuz yerden 2-3 saat kalkmadık, kovulma ihtimalimiz olmasaydı onu da yapmayabilirdik :) O uzuuun süreçte boş boş otururken, aaa! gif yaparım ben bunları diyerek ardarda fotoğraf çekerek, arkadaşlarıma hayatı sorgulattım :D . İyi gelmez mi hiç deniz havası? diyerek de size deniz havası getirdim :)



28 Şubat 2013 Perşembe

Zodyak

Salı günü arkadaşım L.'yi neredeyse silah zoruyla :) benimle Salvador Dali sergisine gelmeye ikna ettim. Sabah'ın köründe ( 11'de :) ) uykulu gözlerle buluştuk. Serginin olduğu Güzelyalı ilçesine gitmek için otobüse binelim dedik ama o arada ne yönden bineceğimizi hiç düşünmediğimiz için ters yönden otobüse bindik ve 1 saat'imizi boşa harcadık. (L.cim kusura bakma bunun aramızda kalacağına dair söz vermiştik birbirimize ama :D ) Sonunda doğru otobüse binip de, benim yoğun mide bulantım ve ikimizin de "Acıktık" söylemleri eşliğinde serginin olduğu yere vardık.

Açıkça söylemem gerekirse, Salvador Dali hakkında " Aman Tanrım! Dali mi? Oooh yeah! Adamım ya :) " denecek derecede ne bilgiye ne de hayranlığa sahibim. Ben yalnızca meraktan ve kendisi hakkında daha fazla bilgi sahibi olabilmek için gittim. Ama sergiyi düzenleyenlere buradan selam olsun! bir bilgilendirici broşür vs. bastırmaz mi insan yahu? En azından duvara bir yere adamın hayatını filan yazın bari ne bileyim. " Bizene kardeşim bilen gelsin! " gibi bir tutum sergiliyorlar desem, Dali hayranı bir insanın bu sergide yaşayacağı duruma hayal kırıklığı kelimesi x 674528937687 demek lazım :). Minik bir odaya Dali'nin fotoğraflarını koymuşlar. Evet fotoğrafları görmek için Google'a "Salvador Dali" yazıp aratın tatatataaam! hepsi karşınızda :D, aynı büyüklükteki başka bir odaya da burç yorumları koymuşlar. Ancak bu yorumları kim yapmış, Dali yoksa burçlarla mı ilgileniyormuş? orası tam bir muamma. Bir alt katta da bu iki odanın toplam büyüklüğünde başka bir odada Dali'nin eserlerini sergilemişler. Onlar hakkında tabi ki hiçbir bilgi yok. Adam resmi nasıl yapmış, bu kaçıncı kopyası, Aman Tanrım! yoksa orjinal mi? gibi soruları sanırım sergiyi gezenlerin hayal gücüne bırakmışlar.


Zaten serginin en rağbet gören yeri de Burç Yorumları bölümüydü. Diğer bölümleri yalnızca bizimle beraber gezen bir bayan daha vardı. Diğer tüm insanlar burçları tek tek okuyup fotoğrafladılar. İnsanları kınadığımı sanıyorsanız büyük bir yanılgı içindesiniz sayın seyirciler :D ben de bakıp sergiden fotoğraf çekemeyeceğimi anlayınca binayı dolanıp binanın enteresan mimarisini karelemeye karar vermiş olabilirim :)

Sabahın körü(!)nde buluşma sebebimiz de sergiyi uzun süre gezersek derse geç kalmayalım idi. Ancak tüm bu düşünceler boşaymış. Zodyak'ı ve bir fotoğraf sergisini daha gezdik. Üstüne Güzelyalı sahilinde turladık, kumru yedik, yetmedi Alsancak'a geçtik ve gezip okula geldik. O yüzden yine de bu güzel gün için Dali'ye burada sevgilerimi yolluyorum :)

Not: Tamam sergi belki yeterli değildi. Üzerinde çok çalışılmamıştı. Ancak böyle aktiviteler İzmir'de yeni yeni gerçekleşmeye başlıyor. İzmir bu tarz konser, sergi konularında biraz ikinci planda bir şehir. O yüzden yine de takdir ediyor, devamını diliyoruz. Zamanla, böyle aktiviteler çoğaldıkça, organizasyonlar da daha kusursuzlaşacaktır diye umuyoruz, diliyoruz :)

22 Şubat 2013 Cuma

İnsanlar da kış uykusuna yatıyor mu acaba?

"Bomboşluktan ölecek" hastalığına yakalanmış olabilirim. Bütün tatilim bomboş geçti. Cidden boş ama, geçen 5-6 haftayı düşündüğümde elle tutulacak bir tane bile bir şey yapmamış olabilirim. Sanki kış uykusuna yatıp da bugün uyanmış gibiyim. Yıllarca okulu sevmiyorum, yaşasın tatil diyerek kendimi kandırmışım sanki. Yoğun olmayı, oradan oraya koşturmayı, hiçbir yere/şeye yetişememeyi, bugün de olmadı yarın çalışırım artık diyerek kendimi kandırmayı daha çok seviyorum.


Ayrıca geçen gün G. ile konuşurken fark ettim ki, ben kışı seviyorum diye de yıllardır kendimi kandırıyormuşum. Aslında bot giymeyi , İzmir'in surata tokat gibi çarpan rüzgarlarını, yağmurda bir yere yetişmek zorunda olmayı, kaban giymeyi, çorap giymek zorunda olmayı sevmiyorum ben. Evet, tümevarım yapıp kışı sevmiyorum sonucunu bundan çıkarabiliriz sanki. "İzmir'de kış mı olurmuş canım!" diyenleri bir kışı burada geçirmeye davet ediyorum :D 


Bir de fark ettim ki yağmuru da yalnızca evdeyken seviyorum ben. Yağmurda ıslanmak pahasına da olsa odamın penceresini açıp dışarıyı izlemeyi de. Şu klasik camdan dışarıyı seyredip, kahvemizi yudumlama eyleminden bahsetmiyorum bile :)