içimdeki derya baykal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içimdeki derya baykal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Temmuz 2015 Cumartesi

Sevgili Asetat Kalemi :D

Bu yazı bir asetat kalemine övgüdür, belki de bir teşekkürdür hatta bir aşk mektubu bile olabilir, ama bir blog yazısı olması da muhtemeldir :D

Çocukluğumdan beri asetat kalemi olarak satılan kalem türünü, asetat üzerinde 1-2 kez kullanmış olmama rağmen, "Nasıl amacı dışında kullanabiliriz?" konulu bir yazı dizisi çıkarabilecek kadar çok başka işler için kullandığımı itiraf etmeliyim. Bu yazı da o kullanımlardan birisini anlatmak amacıyla yazılmıştır efendim :)


Evin diğer sakinleri tarafından çöp olarak görülen kutular, benim için çoğu zaman "Kesin bir işe yarar bu!" , "Bir şey yapılır ki bununla!" düşüncesiyle saklanmak istenmektedirler. Evin çöp eve dönüşmeme ihtimali olsa, evin bir odasını bu amaçla kutulara ayırmayı bile düşünmeliyiz aslında bence :) Ancak bu düşünce dış etmenler tarafından sık sık engellendiğinden dolayı, saklamayı başarabildiğim bir kaç minik kutu, aynı başta iddia ettiğim gibi zamanla bir işe yarar hale gelebiliyor :).


Yazımıza konu olan arkadaş da, aslında bir yüzük kutusuydu. Asetat kalemi ile buluşunca, kendisi hayatına #yedeklenskutusu olarak devam etme kararı aldı. Kendisinin siyah beyaz olmasını mı, minikliğini/sevimliliğini mi daha çok sevdiğime henüz karar verememiş olsam da... tabii ki de sadece arkadaşız sayın seyirciler :D

Not: Kusura bakma n'olur sevgili #ufacıktefecikiçidoluüstüdesenlikutucuk, asetat kalemini senden daha çok seviyorum :)

22 Aralık 2013 Pazar

Kağıttan Bir Şeyler

Geçtiğimiz çarşamba ve perşembe günleri, bir etkinlikte fotoğrafçı olarak görevliydim. Twitter'da takip edenler görmüşlerdir ki sonra video görevini de üstlenip kameraman oldum ya ben :D Neyse efendim, konumuz bu değil, konumuz aşağıdaki siyah beyaz mı renkli mi paylaşsam diye bir türlü karar veremeyip, en sonunda .gif yapıp yırtmayı planladığım fotoğraflar :D 


Bir Raif görevli de olsa gittiği yerde rahat durur mu, durmaz :) Sağda solda ne varmış diye bakınır ve tam tuvalete gideceği esnada ( Türk'ün aklı diye başlayıp sonrasını blog'da yazmasam daha iyi olcak şekilde devam eden söz aklına gelenler parmak kaldırsın :D ), yukarıdaki sergiyi fark eder.

Kendileri "EgeArt Sanat Günleri" kapsamında "Mavi+Dalga" ve "Mavi Su" Kağıt Çalıştayları Sergisi olarak adlandırılmışlar. Ama bence benden fikir çalıp "İçimizdeki Derya Baykal" olarak da adlandırabilirlermiş sergiyi :D. Çünkü o fotoğrafta muhteşem gözüken çalışmaların hepsi eski gazete ve dergi kağıtlarından yapılmışlar. Bu yüzden içimizdeki Derya Baykal'ın uyanık olduğu bir gün, evdeki boş duvarları oldukça sanatsal ve enteresan biçimde doldurmak, evdeki dergilerin çokluğundan fenalık geldiğinde atmadan önce değerlendirmek yada "Aman da kaç gündür bomboş oturuyorum, kalkayım da bir işin ucundan tutayım!" dediğimizde güzel bir alternatif olmak gibi amaçlara da hizmet edip birer DIY projesi haline dönüşebilirler :)

Bu da böyle bir anımdı ve hepimize fikir olsun diye de blog'daki yerini aldı :) Ve Raif yine kapanışı yapmak için ihtiyacımız olan sözcükleri bulamadı ve göz boyamaya çalışıyor :D.

Not: Fotoğraflar Siyah-Beyaz mı yoksa renkli mi daha güzel gözüküyorlar, ne dersiniz ? :D

30 Ağustos 2013 Cuma

İçimdeki Derya Baykal #1

Gün geçmiyor ki boşluktan ne yapacağımı şaşırmayayım. Tabii ki bunun asıl nedeni " Ben boş durmak istemiyorum ama! " deyip de bomboş oturmaya devam ediyor olmam olabilir :) Bu boş durmaları engelleme çalışmalarım da genelde bilgisayarın başına yapışıp kalmamla sonuçlanıyor, ama olsuun sonuçta boş oturmuyorum değil mi :D

Bugün yine internette dolaşırken fotoğrafçılıkla ilgili bir siteye denk geldim ve sitede gezerken daha önce duymadığım ( ve bu zamana kadar duymadığım için kafamı duvarlara vurduğum.. ( hayır tabii ki öyle bir şey yapmadım :D ) "Flash Diffuser" adlı alet ile tanıştım. Kendisi fotoğraf makineminizin o keskinlikten ölen, karelerin canını okuyan flaşını hafifletmeye yarıyormuş. Ben yıllarca ( tamam yalnızca 2,5 yıl :) ) flaşlı fotoğraf çekmemek için ölümüne savaş vermiş, ışıksız ortamlarda ve gece karanlığında boşuna mı ağlamaklı olmuştum? Bir şey yapmalıydım, o aletten benim de olmalıydı! Her şeyin DIY'ını yapan insanoğlu bunu da yapmıştır diyerek, Google amca sağolsun yoğun incelemelerde bulundum.

 Ve.. işte o an içimdeki Derya Baykal uyandı!..


... Ve tam o anda aklıma sabah bittiği için çöpe attığım lens solüsyonu şişesi geldi. Koşa koşa gittim, onu çöpten aldım. Yoğun dezenfekte etme çalışmaları sonucunda, artık temizlendiğine ikna olunca hemen işe koyuldum. 

Öncelikle bir falçata ( aslında bence o kullandığım aletin başka bir adı var ama ben onu bilmiyorum :) ama bildiğimiz standart falçata veya herhangi bir kesici delici alet de işe yarayacaktır. ) boş solüsyon kutusunu ikiye ayırdım. Herhangi bir ölçü vs.ye dikkat etmedim ama etseymişim bu ölçüde olması gerekecekmiş :D. Bir sonraki aşamada simetri takıntısı olması muhtemel bir insan olarak kestiğim parçanın uç kısmını daha düzgün bir hale getirmeye çalıştım. Bu aşamada olayın bittiğini düşünmüştüm... taa ki deneyene kadar. Diffuser'ımız istediğim etkiyi vermediği için içine bir kat beyaz kağıt koymayı düşündüm (daha sonra bir kat daha koydum ama emin olamadım :) ). Önce plastiğimizin içine kağıdı koydum, ölçtüm işaretledim ve kestim. Ve sonra, bu sefer son kez olmak üzere kağıdı plastiğin içine koydum vee... Voila! ( gündüz Aşk-ı Memnu izlemiş! :D )

Not 1: DIY örneklerinde hep yarı saydam bir plastik kullandıkları için bu solüsyon şişesi işimi gördü, siz de yapacak olursanız aklınızda bulunsun, herhangi bir deterjan vs. şişesi de kullanabilirsiniz.
Not 2: Bir de falçatayı kullanırken elinizi kesmemeye dikkat edin sayın seyirciler, ben kestim de :D

31 Temmuz 2012 Salı

Pantolon Katliamı

Postun başlığını okuyanlar ne düşündü bilmiyorum ama yazın bir değişmezinden bahsedeceğim bugün biraz. Dolabın bir köşesinde öylece duran, giyilmeyen, atsan atılmaz satsan satılmaz pantolonlarımızı Derya Baykal modunda yenileyip birer şort haline getirebiliyoruz.

Öncelikle mağaza mağaza gezip şort arıyoruz, fiyatlarını görünce "Oha, bu paraya ben gider pantolon alırım" diyoruz. Sonra kafamızda ampul yanıyor ve eve gidip bize korkuyla bakan pantolonlarımıza katliam yapıyoruz. Ama öylece kesip bırakmak da olmaz biraz değişiklikle gerçekten de o eski hallerinden eser kalmayabiliyor.




Mesela bu şort aslında bildiğimiz açık renk bir kottu. Önce şorta dönüştü. Daha sonra çamaşır suyunu görünce korkudan bembeyaz oldu. Paçaları da biraz hırpalanıp katlanınca yepyeni bir şort oldu.




Bu da gayet sıradan orta tonda mavi dümdüz bir kottu. Önce şort oldu. Sonra gözüme çok düz gözüktü. Sağ ve solda 1-2 yırtık, delik (artık ne denirse) oluşturdum. Paçalarını da kıvırınca bunun da işi bitmiş oldu.


Son olarak da bir güzel giyip dışarı çıkıyoruz. "Şortun ne güzelmiş" , "Çok tatlı olmuşsun" diyen arkadaşlarımıza , "Teşekkür ederim. Ben yaptım :)" diyoruz ve iltifatları topluyoruz.