Forum Bornova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Forum Bornova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2014 Çarşamba

Bir Depresyon Sebebi Olarak LEGO #2

Evvel zaman içinde ( kalbur saman içinde diye devam etmeyeceğim hayır :D sadece yine ne zaman olduğunu hatırlamıyorum :) ) yine pek gerekli ve çok önemli(!) internette dolaşma anlarımdan birisinde bir sokak sanatçısının bir çalışmasını görüp "Aaa.. ne güzel" demekle kalmayıp, bir overlogosever olarak "Yaa.. ben de istiyorum!" demiştim. Tamam itiraf ediyorum birazcık(!) da kıskanmış olabilirim :) ( KISKANÇLIKTAN ÖLDÜ! :D )

Görseller: thevandallist.com

Bahsi geçen sokak sanatçısının adı "Jan Vormann". Kendisi dünyayı dolaşarak zarar görmüş duvar olsun, yer döşemesi olsun ne bulursa yerlerini lego parçalarıyla doldurup sempatiklikten ölen görüntülere sebebiyet vermesiyle tanınıyormuş. Ama şimdi ben bu adamı nasıl kıskanmayayım sayın seyirciler? Sen hem dünyayı dolaş, hem durmadan legolarla oyna... bir de hem eğlenceli hem sanatsal! ( Buraya bir adet Yaprak Dökümü Ali Rıza Bey "Yeteeer! Duymak İstemiyorum."u alalım :D )


Kendisinin bloguma konu olma sebebi ise tam olarak yukarıdaki fotoğraftır efendim. Geçenlerde Forum Bornova'da G. ( ayrıca kendisine ayak mankenliği için de buradan teşekkürlerimizi iletiyoruz :D ) ile gezerken artık nereye bakarak yürüyorduksak bilmiyorum ( yere olabilir mi acaba :D ) yerdeki ( cidden öyleymiş sanırım :) ) legoları fark ettik. Gördüğü her şeyin fotoğrafını çekip ardından da "Ben bunu bloga yazarım!" diyip yazmaya üşenen bir insan olarak da tabii ki fotoğrafını çekmeden duramadım :D. Jan amcanın kendisi mi gelip yaptı bilmiyorum ama ( umarım kendisi yapmıştır!  yoksa başkası yaptıysa onu da kıskanmak zorunda kalıcam ama ya :D ) iyi ki yapılmış, ben her gördüğümde mutlu oluyorum, eminim her gören de mutlu oluyordur. Bence çok sempatik bir iş olmuş. ( aferin evladım :D ).

Gereksiz not: Bu sempatik oluşumu bu kadar beğendikten sonra artık #gelecektekievim 'i seçerken bir duvarında çatlak/yarık olmasına dikkat edeceğim için artık işim daha da zorlaştı sanırım :D ( Evi buldun da yarığı kaldı diyenler parmak kaldırsın :D )

24 Mart 2013 Pazar

Raif the "Düzen Manyağı"

Düzen manyağı ben Raif'in çekmecesinden herkese merhaba :) Bir zamanlar bir çekmece mimi vardı, bu post için ondan esinlenmiş olabilirim ( ama olmayadabilirim :) ). Neyse, size konuyu başından anlatsam daha iyi olacak sanırım.

Geçen hafta, G. ile yine bir ders çıkışında okulumuzun "yanı yanı başındaaağağağağ!!" ki Forum Bornova'ya gittik. Forum Bornova'ya gidip de IKEA'yı ziyaret etmeden geri dönülür mü? dönülmez :) Zaten yemeği de orada yedik. ( Yaşasın büyükler için de çocuk menüsü :D ) Sonra ne zamandır IKEA'nın içini dolaşmadığımızı düşünüp şöyle üç beş tur atalım dedik. Alt katta kutulara bakarken, bu çekmecenin içinde görünen plastik ile karşılaştık. "Aaaa! ne kullanışlıymış bu!" diyerek hemen beyin fırtınası yapmaya başladık. G. "Şuraya gözlükleri koysam, şuralara da takılarımı mı koysam?" derken ben de " Bak şuraya kablolar, şurası da uzunmuş bak tam bilgisayarın pili girer sanki?" gibi düşünceler içine girdim. Sonra ne yapsak alsak mı almasak mı diye düşünürken fiyatını gördük (2.99 TL :) ) hemen birini G.'nin eline tutuşturdum ve kasaya yöneldik...


... Eve dönerken de yoğun gerginlik içerisine girdim. " Çekmeceye sığar mı ki? Sığar değil mi ya? Sığar mı acaba? Yok yok sığar değil mi herhalde?" gibi düşüncelerle eve geldim. İlk işim çekmeceyi boşaltıp sığıp sığmayacağını kontrol etmek oldu. Ve sonuç? sığdı hatta hemen içi bile yerleşti :)

Bir düzen manyağının hikayesini dinlediniz. Size çekmecemi bile açtım bakın artık özel hayatıma girdik sayılır :) Hayatım kablolardan ibaretmiş gibi anlaşılacak böyle deyince de. Ya tamam en azından bir kısmı öyle olabilir, küçük bir kısmı :D

4 Aralık 2012 Salı

Bu değil, beni anlamıyorsunuz.

Bugün için başka bir post fikrim vardı aslında ama bugün görüp de dumur olduğum şeyi sizinle paylaşmak istedim. Bugün arkadaşım A. ile buluştum ve beraber Forum Bornova'ya gittik. Her zaman yaptığımız gibi bir ismi lazım değil elektronik markete girdik. Televizyonların yanından geçerken A. beni durdurdu. Baksana dedi ve bana...

yukarıda gördüğünüz televizyonu gösterdi. Abartmıyorum televizyonu benim odama koysak bir duvara duvar kağıdı olarak kullanabiliriz. Ben televizyonun büyüklüğünün şokunu atlatamadan A. fiyatını söyledi ve ben direk içimden falan değil dışımdan " Oha! " diye bağırdım. Evet evet yanlış görmüyorsunuz, biz de öyle düşündük başta ama hayır, televizyonun fiyatı 39999 TL. Bunu da gördüm ya ben artık adaletsiz gelir dağılımıymış, bilmem neymiş sorgulamam. Daha neyi sorgulayacaksın ki bu manzaranın karşısında bir televizyona 40000 ( ah pardon 39999 ) TL veren insanlar var ki bunu üretmişler ve satabiliyorlar. Adaletsiz dağılımı falan da geçtim hadi bir televizyona bu parayı veren insanın çok sağlıklı düşünebilen bir birey olabileceğini düşünmüyorum zira televizyonun 1 aylık taksiti ile bile oldukça lüks bir plazma TV alınabiliyor.

Neyse, şoku atlatınca A. ile başladık düşünmeye... Diyelim ki aldık onun koca kolisini nasıl eve sokacağız? Asansöre sığmaz. Merdivenlerden çıkarmaya kalksan dönüşlerde sorun yaşayabilirsin. İnternetten sipariş versen nasıl bir limitli kredi kartıyla alınacak bu? Hadi aldın diyelim kargo şirketlerinin kuryeleri yetmez bunu taşımaya, özel taşıma şirketi tutmak lazım gibi saçma düşünceler ile birlikte televizyonun yanından ayrılmaya karar verdik, çarparız da düşer bir de diye :)

Not 1: Bu post tam bir zenginin parası züğürdün çenesi.. modunda oldu.
Not 2: Sayın seyirciler, sakın bu muhteşem indirimi kaçırmayın derhal sipariş verin, kaçırılmayacak bir fırsat 43999'dan 39999'a inmiş :)
Not 3: Bunu Ali Ağaoğlu için yaptıysanız bence bu değil, siz anlamamışsınız onu :).

Görsel: teknosa.com

24 Kasım 2012 Cumartesi

Photo Diary #8

"Özgürlüüüüükkk" diye bağırarak başlamak istiyorum bu posta çünkü vize haftasını ( haftası? 2 hafta sürdü bee :) ) geride bıraktık. Bu süreçte gerek çalışma masam olsun gerek ellerim olsun çok kötü anlar yaşadılar. Yazı yazmaktan hala parmaklarım ağrıyor olabilir. ( Not çıkarma işini sınav öncesine bırakırsan başka ne olacaktı :) ) Neyse efendim sonunda hayata geri döndüm. En azından finallere kadar rahatız, bu da tahmini olarak 1,5 aya tekabül ediyor.

Yokluğumda neler yaptığımı bir Photo Diary ile anlatayım istedim. Büyük bir kısmı Instagram'dan, bir kısmı da telefonumda kalanlardan. O zaman başlıyorum anlatmaya...


 Fotoğrafların % bilmem kaçından anlaşıldığı üzere ders çalış(ama)mışım, bayağı bir tıkınmışım, ne yapsam da ders çalışmasam konulu DIY projeleri yapmışım ( Gerek daksili masking tape ile kaplamak olsun gerek origami bookmark olsun baya çalışmışım yani :), 2013 takvimim bile hazır yani o derece ) metroda ders çalışmışım, The Help'i izlemişim ( izlediğimin The Help olduğunu çok geç öğrendim ama :) ), fakülte kantinin el değiştirmesine oldukça sevinip bunu G. ile birlikte Niğde Gazozu eşliğinde kutlamışım, ilkel komünel toplumlar başlığını görünce çöp adam çizmekten kendimi alamamışım ( böyle saçma bir algı var kafamda ve sebebini bilmiyorum maalesef ), yağmur yağmış odamın camından onu izlemişim, stüdyoda romantik anlar yaşamışım, gerek vize girişinde gerek çıkışında otu çöpü çekmişim ( çöpü gerçekten çektim ama :) ), annemin pazardan aldığı epeyce uzun boylu pırasalara sempati duymuşum, vizelerden bir kaç gün önce teyzemler gelmişti onları Optimum'a götürmüşüm, kış geldi diyerek battaniyeye yorgana sarılmışım, anneme doktorun vermiş olduğu iğnenin adına anlam verememişim ( İespor nedir yahu, EA Sports gibi ) kamuflaj trendine evde pijamalarımla eşlik etmişim ve son olarak vizelerin bitişini dün Forum Bornova'ya giderek kutlamışım.

Şuan da biraz hasta biraz halsiz kutlamalara devam etmekteyim. En kısa zamanda yeni postlarla karşınızda olacağım efendim. ( İçime yine televizyon sunucusu kaçtı benim :) )

30 Ekim 2012 Salı

Aydınlanma çağı

Ben dikkatsiz bir insanım. ( Yok yok ben konuya nasıl girileceğini bir türlü öğrenemeyeceğim ) Aslında aynı zamanda çok dikkatli de bir insanım. Şöyle ki, kimsenin dikkat etmediği şeylere dikkat ederim, görünmeyecek şeyleri görürüm ama gözümün önünde, bariz görünür olan şeyleri göremeyebiliyordum. "Dum" çünkü fotoğrafla uğraşmaya başladığımdan beri görsel farkındalığım artmaya başladı ve sürekli bir şeyleri fark etmeye başladım. Hatta bunlar o kadar sıklaştı ki biz de S.T. ile bu anlarıma "Aydınlanma Çağı" ismini verdik. Bu konuya nereden geldiğimi de açıklayacak olursam , bugün yine G. ile Forum Bornova'ya gittik ve oradan Cnbc-e dergisi aldım. Eve geldim, dergiyi açtım. Gözüme...

Cnbc-e'nin amblemi ilişti. Ortadaki boşluğa bakıncaysa tam anlamıyla "Aydınlanma Çağı" yaşamış oldum. Orada bir tavus kuşu varmış meğer. Bunca zaman nasıl fark edemediğime hala şaşırırken, utanç içinde bu postuma son veriyorum efendim :)

Görsel: Wikipedia'dan alınıp itinayla renksizleştirildi.

20 Ekim 2012 Cumartesi

Sadece arkadaşız

Çarşamba akşamı tırnaklarının ünü kıtaları aşmış(!) ( o almanlar blogumda ne arıyorlar merak ediyorum :) ) arkadaşım S.T. ile birlikte Forum Bornova'da yeni açılan Caribou'ya gittik. Ben yine lezzetten çok dekorasyona ve sağa sola takılan bir insan olduğum için de...


yukarıdaki peçetelerin yanına uçarak gittim. Çok beğendiğimi söylememe gerek yok sanırım ama siz sakın, peçeteleri görünce kendimden geçtiğimi ve tüm peçete standını altüst ettiğimi söyleyenlere itibar etmeyiniz efendim. Hepsi yalan haber. Biz sadece arkadaşız :D

21 Eylül 2012 Cuma

Photo Diary #5

Oda temizliğini bitirdikten sonra işe bilgisayar temizliğiyle devam edeyim dedim ki iyi de yapmışım çektiğimi bile hatırlamadığım fotoğraflar buldum. E ben photo diary yaparım bunlardan dedim kalktım size post yaptım.



Yine S'le geçen bir forum günüymüş anlaşılan. Ayak fotoğrafından bahsetmeme bile gerek yok bence artık, Cafe Zero'yu biz o gün keşfettik ve bayıldık hatta ikişer tane içtik. Bershkanın vitrinindeki kocaman fotoğraf makinesi filmlerine bayıldım. 916 sayfalık meşhur eylül Vogue'unu elledim, karıştırdım, Forum'un ışıklarını sevdim. Eve gelince de güneşin batışını sevdim. Size de hiç yoktan iyidir postu yaptım. Hadi okuyun bakalım :)

Not: Photo Diary'lerin hepsindeki fotoğraflar telefonumun muhteşem(!) 5 MP'lik kamerasıyla çekilmekteler.

11 Eylül 2012 Salı

Photo Diary #4

Diary olayını çoktan aştık diye düşünüyorum :) Her saniye fotoğraf çekilmiyor ki bunları çekerken bile ne garip bakışlara maruz kalıyorum bir bilseniz. İnsanlar sanki ayıp birşey yapıyormuşsunuzcasına bön bön bakıyor. Halbuki ne var yani ayağımın fotoğrafını çekmemde , gayet sıradan(!) bir durum. Toplumun çoğu kesimi sosyal medyaya henüz hazır değil , benden söylemesi :) Birgün "Yetişiin deli vaaar" diye beni hastaneye kapatmazlarsa iyidir.


Neyse efendim, yine neler saçmaladığımı gelecek olursak... bütler vardı bol bol kahve içtim ders çalıştım (bol bol olan kısmı kahve dikkatinizi çekerim :)), annem 4 gün kadar şehir dışındaydı, ben de bu fırsatı değerlendirip bol bol mutfağı dağıttım, arada hasta oldum kulağım tıkandı diye doktora gittim her tarafımdan bir rahatsızlık çıktı doktor 3 aylık ömrün kaldı diyecek diye çok korktum, Canon Görsel Akademi'ye gittim, fakültedeki sempatik bir asistan hocamınızın kapısındaki fotoğrafı çok sevdim, Forum Bornova'ya Leman Kültür açılmış şok oldum hemen gittim oturdum memnun kaldım, haftasonu Şirince'ye kaçtım metro bekleme anı dışından telefonun kamerasını kullanmadığım için yalnızca ayaklarımın fotoğrafını çekebildim, ilk doğum günü hediyemi aldım, naneli limonata sipariş ama ettim tadı çok fenaydı içemedim ben ettim siz etmeyin diye düşündüm :)

en son da yazarken bana fenalık geldi okurken size gelmez diye umut ettim :D

29 Temmuz 2012 Pazar

Photo Diary

Ben ilkokuldayken günlük tutmak bir ara çok moda olmuştu. Çocukluk arkadaşımla kıskançlıktan hemen biz de başlamıştık. Ama maymun iştahlı ötesi ( Şöyle ki ilkokulda bu kavramla ilgili bir parça işlenmişti. Öğretmenimiz kime en çok uyuyor bu sıfat sizce dedi ve tüm sınıf aynı anda "Raaaiiiffff" diye bağırdı.Böyle nam salmış bir maymun iştahlılık yani) bir insan olduğum için sıkılıp sıkılıp her denememde 2-3 gün yazıp bırakıyordum.


Buna bu kış kendimce bir çözüm bulup Photo Diary'ler yapmaya karar verdim. O zaman blogum yoktu paylaşamamıştım. Şimdi paylaşabilirim sanırım ( Ahh nasıl rahatladım anlatamam :) )




Tırnaklar çok sevgili arkadaşım S.T. 'ye ait :) O gün Alsancakta'ki devasa Koton'u ilk kez görmüştüm. Uzunca bir süre içeriden çıkamadık zaten.




İşin sırrı gerekli gereksiz ne bulduysak çekmek. Birleşince güzel gözüküyorlar diyerek kendimizi avutabiliriz.




Mesela o gün bol bol ders çalışmışım.




Bir dönem yine S.T. ile ingilizce kursuna yazılmıştık. Kursun muhteşemliğine(!) daha fazla dayanamayarak 2-3 haftada bıraktık. Bu karedeki fotoğrafların çoğu da oraya ait.



Neyse ; ne zamandır yapmıyordum da bugün aklıma geldi. İşte bugün yaptıklarımın bir kısmı. (evdeyken çekmek aklıma gelmedi dışarıda yaptıklarım var yalnızca maalesef)




IKEA evimizin herşeyinde akşam yemeği (IKEA bağımlısının akşam yemeği de orada oluyor tabi) , Forum Bornova'yı baştan sona turlama, Tasarımcısının benden haberdar olduğunu düşündüğüm Pull and Bear'da birşeyler beğenip not etme amaçlı fotoğraflama, Yine bir ayak fotoğrafı ve son olarak türk kahvesi eşliğinde katalog fotoğrafı çekme ( evet kahveyi içtim ama kahveye kadar çoktan kataloğu incelemiştim :) )



Devamı gelir diye ummaktayım :)