raif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
raif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ocak 2016 Salı

Photo Diary #batangemininmallarıbunlar :D

2015 tarih olarak geride kalmış olsa da, üşengeçlikten yeni yeni kurtulmayı başaran bir insan olarak, blogta 2015 yazılarını bitirmem biraz zaman alacak diye düşünüyorum :). İlk adımı şu an, şu saniye atarak, 2015 yılının son 4 ayını ( Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık.. hadi canım, valla mı :D ) içeren Photo Diary yazısını yazıyorum, yazmaktayım, yaaazdım..


9 Kasım 2015 Pazartesi

Photo Diary (#mişligeçmişzamanson)

Bir önceki yazıyı kendi boyutları yüzünden beğenmeyen fotoğraflar bu Photo Diary yazımızın konusu :). Ayrıca #mişligeçmişzaman serisinin de son fotoğrafları! Evet! Yanlış duymadınız efendim, resmen günümüzü hemen hemen yakalamış bulunuyorum :) Bu güzel gelişme yurdumuzun dört bir köşesinde sevinç çığlıkları ile kutlanırken, ben yine en sevdiğim şeylerden birisini yaparak gevezeliğe başlıyorum :)


Bu kolajımızdaki fotoğraflar da Temmuz ve Ağustos aylarını kapsıyorlar. Görmemişin denizi olmuş modunda tüm yaz haftasonları çalışıyor olmanın da getirdiği denize gidememezliğin bünyemde yarattığı hasret ile denize gidince o günü 4 fotoğraf ile noktalamışım, oturduğumuz bir cafedeki storun arkasında duran sineğin gölgesini sevmişim ( storun arkasında duran sineğin gölgesi, bilmemneli? isim tamlaması :D ), diplomamın fotokopisini çektirmek için gittiğim ex-fakültemin dekanlığının yer karolarında bir hatıra fotoğrafı çekmişim, boyacılığa soyunarak evdeki kapıları boyayıp herkesten tam puan almışım, kapıları boyamam yetmezmiş gibi aynı boya ile #margielaxconverse işbirliğine bedava mı sandın amerikan kapı boyasıyla yaptım tavrını takınmışım :D, çizgili sevgimizin genetik olduğuna ablamların evinde kahve içerken kanaat getirmişim, Selçuk Demirel sergisi gezmişim, eğitimli bir blogger etkinliğine katılmışım, gittiğim bir kafede karşılaştığım Hamm kartpostallarını fırsat bilip bilimum #eveşyasıdekorasyonuherbirşeysi firmasına aşkımı ilan etmişim, mahallede bir kedi ile bakışmışım, The Wedding Video isminde bir filme denk gelip filmin baş karakterinin isminin Raif olmasına şaşırmış aynı zamanda da mutlu olmuşum, arkadaşım L. ile gezerken muhteşem bir duvar keşfetmişiz, esmiyor deyince esip esmediğini test etmişim ( yine esmiyormuş :D ), son olarak da bayramda halka seslenip #küçüklerinizeharçlıkverin temalı bir basın açıklaması yapmışım :).

30 Temmuz 2015 Perşembe

1 Etkinlik, 1 Film, 1 Sergi

Çok uzun süredir bloga yazı yazma takıntılarım konusunda düşünüyorum :D. Burası her ne kadar benim de olsa da, canım ne isterse yapmamam için hiçbir sebep olmasa da, #fazlamükemmelliyetçilik çoğu zaman peşimi bırakmadığı için, ne yazsam yada nasıl yazsam karar veremiyorum. Şimdi okuyacağınız yazı da tam böyle bir sürecin sonucu olarak doğdu diyebilirim efendim :). "Tek tek mi yazsam?", "Ama bunun hakkında anlatacak çok fazla şeyim yok sanki?" gibi düşüncelerimin sonucunda, son 1 ayda içerisinde bulunduğum 3 etkinliği hep beraber bu yazıda toplamaya karar verdim. :)

                           
1 Etkinlik:  İzmir'de yeni sayılabilecek bir oluşum var. İsmi de #gnnbloggünleri. Gnn Offices bloggerlar için son 1 yıldır bazı etkinlikler düzenliyorlar. Bunları bazıları da herkese açık. Ben de bu kapsamda Papiroom ile yaptıkları işbirlikleri sonucu düzenledikleri, uzun zamandır ilgimi çeken SEO eğitimine katıldım. 2 saatlik eğitimle olayı tamamen kavramak her ne kadar mümkün olmasa da, en azından kendi blogumda uygulayabileceğim pek çok pratik fikirle oradan ayrıldım :)

1 Film: İki önceki yazımda arkadaşım B. ile yetişmeye çalıştığımız etkinlik tam olarak buydu efendim :) Kıl payı da olsa yetişebildik ve hemen kendimize birer sandalye bulup filmimizi izlemeye başladık. 

İzmir'de bu sene 23 Haziran - 10 Eylül tarihleri arasından düzenlenen açık hava sineması gösterimlerinden birisine katıldık. Filmlerin listesini gördüğümüz andan itibaren, tüm Miyazaki hayranlığımızı da yanımıza alarak " Ponyo "'yu izlemek için resmen gün saydık. En sonunda o gün geldi çattı, hem hayatımızda ilk kez açık hava sineması keyfini yaşadık, hem de filmin #aşırısempatikyemelik durumu karşısında oldukça garip tepkilerle filmimizi izleyip, güzel bir akşam geçirdik :).

1 Sergi: Arkadaşım L. ile birlikte, "Sıcakta evde oturmaya son!" kampanyamız(!) doğrultusunda bir gün öylesine vakit öldürmek için buluşmuşken yolda gördüğümüz afiş ile birlikte kendimizi fuarda Selçuk Demirel'in "İnsanoğlu Kuş Misali" sergisinde bulduk. Hem bir sergi gezmiş olduk, hem de yeni bir sanatçıyla da bu sergi vesilesiyle tanışmış olduk :).

Bu yazı da böylece yazılmış oldu :). Hatta sandığımdan biraz daha kolay yazılmış bile olabilir! Kolay mı? E tabi baştaki düşünce sürecini saymazsak neden olmasın :)

24 Temmuz 2015 Cuma

Üç

Tam 3 yıl önce bugün bilgisayarın başına geçmiş ve yazmaya başlamıştım. Tam da şuanki gibi. Sonra ben yazdım, siz okudunuz. Beni çok mutlu eden, bilgisayarın başında bazen gülümsetip bazen kahkahalar attıran yorumlar yazdınız. Bazılarınız blogda okuyucu olmaktan çok çok öteye geçip, benim için çok çok önemli, yeri doldurulamayacak insanlar haline geldiniz. 

Ve bugün tüm bunlar olmaya başlayalı tamı tamına 3 yıl oldu. Yani bugün blogun 3. yaş günü :) Tüm yukarıda yazdığım ve kolaya kaçarak tekrardan yazmaya üşendiğim her şey için hepinize çok çok teşekkür ederim sayın seyirciler :).

Bu üç yılda, hayatımda çok şey değişti. ( bu kısımın anlamlanması için öncelikle sizi şuraya alalım efendim :) Her şeyden önce 3 yaş daha büyüdüm. ( Büyüdüm, büyüdüm, blogla büyüdüm :D ) Üniversiteden mezun oldum. Fotoğrafçılık alanında kendimi ilerletmeye çalıştım, hatta kendisi birazcık işim oldu. Beni tanıyanlara Raif deyince aklınıza gelen ilk 3 şey nedir deseniz artık IKEA demeyebilirler, hatta artık eskisi kadar IKEA bağımlısı da olmayabilirim :), gevezeliğim hiç değişmedi ne yazık ki o hala aynı :D ve son olarak burası hala benim için bir hayatın sıkıcılığından kaçış, sevdiğim ve severek yaptığım şeyleri kayda geçirme noktası.

Bu üç yılda bloga bakacak olursak, yazma sıklığımın haricinde çok bir şey değişmedi sanırım :). Ben de bu duruma el atarak, diğer #ben 'li blogger arkadaşlarımın da yardımıyla, alan adı satın aldım ve artık www.benraif.com adresinden beni okumaktasınız efendim :). Gelecek günlerde de temada bir takım değişiklikler olacak ve 3. yılımıza hep beraber yeniliklerle devam edeceğiz. ( #halkahitapedençakmasiyasetçiemojisi varsa buraya bir adet rica edebilir miyiz :D ) Yazma sıklığı konusunda da çok çok daha iyi olmaya çalışacağıma söz veriyorum!

Şimdilik benden bu kadar, buraya kadar okuduğunuz için ve bu zamana kadar da okuduğunuz, kaçıp gitmediğiniz  için de #aşırıteşekküreden kişiliğimden ödün vermeyerek tekrardan çok çok teşekkür edip, susuyorum efendim. :)

Not: İyi ki varım, varsın, varız :)

30 Mayıs 2015 Cumartesi

Garip?!

Gezi yazısı yazan blogger arkadaşlarıma hep özenmişimdir. Öncelikle tüm gezi boyunca sürdürdükleri fotoğraf/video çekme aşklarına, kendilerine çok fazla malzeme bulabilmelerine ve son olarak da bunları yazıya dökebilme sabırlarına! Bunu bir de zamanını kaçırmadan yapabilenlere ise saygım extra sonsuz :). ( Sonsuzluk kavramına yeni bir boyut olarak #extrasonsuz :D )



Bu yazı da belki o arkadaşlarımın elinden çıksa bir gezi yazısı olabilirdi, ancak olamadı, olduramadık efendim :D. 



Neden? Çünkü hobileri arasında gittiği her yerde #oradaçekildiklerianlaşılamayacak fotoğraflar çekmek olan bir insanım! Bu Allah vergisi bir #yetenek mi, yoksa karşılaştığım bir kaç kişinin dile getirdiği gibi bir #gariplik mi inanın ben de bilmiyorum. Tek bildiğim bu durumun tamamen içten gelen bir şey olduğu, kendiliğinden geliştiği ve açıklanamaz olduğu sayın seyirciler :)


Benim gezi yazısı yazma genlerimin olmadığı konusunda hemfikir olduysak bu yazıya son vermenin vakti gelmiş de geçiyordur bile efendim. Şimdi bu yazıyı aslında bir gezi yazısı gibi kabul edip mi bitirsek yoksa bıraksak dağınık mı kalsa? Ne dersiniz :).


Gitmeden basın açıklaması : Yazıdaki fotoğraflar ekim ayında tarafımdan Kapadokya gezisi sırasında çekilmişlerdir :)

20 Ekim 2014 Pazartesi

Ambalaj önemlidir! #1

Ben markette alışveriş yaparken çoğu zaman ambalajlara takılan bir insanım! En azından hiç denemediğim bir ürünle karşılaştıysam ve ambalajı da "Yaa! Nasıl da güzel yapmışlar. :D" sınıfına giriyorsa o ürünü almadan eve gelmek istemiyorum :D. ( Yoksa sonra gelince çok üzülüyorum :) İnsanın başına ne geliyorsa meraktan gelmiyordur umarım :D ) Çoğu zaman hayal kırıklığı yaşasam da en azından aklım kalmadı, merakımı giderdim diyerek de avunuyorum efendim :D.


Tabi ki durum yalnızca marketlerde değil, değişik ürünlere rastladığım her yerde de başıma gelebiliyor. ( Üç maymunun görmedim emojisi :D ) Hatta mezuniyet durumumla ilgili bir sıkıntıyı halletmek üzere fakülteme gittiğimde ve vakit öldürme amacıyla kantine girdiğimde bile gelebiliyor! ( Fonda tezahürat eşliğinde alkış efekti duyulmaktaydı! :D ) Bu ismi "Gagoz" olan ama benim uzunca süre olmadığını iddia ettiğim arkadaşla tanışmamız da tam o şekilde gerçekleşti sayın seyirciler. Soğuk bir şeyler içmek isteyip karar veremediğim bir anda dolapta onu gördüm! Aman Tanrım! Ne de güzel yapmışlardı! O ambalaj nasıl da güzeldi! Derhal almalıydım! Ama bir saniye, bir saniye! Param yoktu! :D. Neyse ki onu da o anda yanımda bulunan arkadaşım A.Ç.'den borç alarak halletmiştim. ( Sonra geri verdim ama, vallahi bak :D )


Ama asıl sorun içeceği içemeyecek olmamdı! Blogger insan modeli olarak fotoğrafını çekmeden içmem ne mümkündü :D. O yüzden eve gidene kadar sabrettim. Eve ulaşınca da fotoğrafını çektim ve kapağını hatıra olarak saklamak amacıyla yavaşça açtıktan sonra... Evet! Artık içebilirdim. Öyle de yaptım. Ama bir saniye, bir saniye!


Bunun tadı hiç olmamış! :D


Not 1: Bundan sonra ambalajını beğendiğim ürünlerin hikayelerini, aramızdaki ilişkiyi bu başlıkla anlatacağımdır efendim! :D Hatta kalınız! :)
Not 2: Bu postta sanal reklam uygulaması falan kullanılmamıştır! Yoksa ben de isterdim kullanılsın, birazcık para kazanalım ama maalesef :D ( İşsizim, işsizsin, ,işsiz! )

29 Ağustos 2014 Cuma

Ben bir IKEA bağımlısıyım #22

En son "Ben bir IKEA bağımlısıyım" yazısı yazdığımda tarih resmen 15 Mart'mış sayın seyirciler! Ancak bu kadar zaman yazmamış olmamın çok geçerli bir sebebi var! Yani bir sebebi olduğu kesin ama geçerliliği konusunu oturup, konuşarak bir sonuca vardırabiliriz diye umuyorum :D O zaman şöyle yazsam daha doğru olacak sanırım... Geçerli olduğunu düşündüğüm sebebim tamamen IKEA'ya trip atıyor olmamdır efendim! Ben ki bunca yıllık ( Nisan 2005'ten beri ) IKEA bağımlısıyım, ancak bunca zamandır adeta platonik bir aşık gibi kendi kendime gelin güvey olmama, ve hala IKEA'nın benden haberi olmamasına fena halde bozuluyorum! ( Ama istersen durumu telafi edebilirsin bak! Şurada okulumun bitmesine kaldı 2-3 hafta, hani durumu telafi etmek istersen iş teklifi etmen yeterli IKEA'cığım :) Hiç gerek yok çekinmene :D )

Bozulmamı bir kenara bırakıp, bu yazıyı yazıyor olma sebebim ise, IKEA'nın sitesinde denk geldiğim nevresim takımını tamamen üstüme alınıp, benim için yapıldığını düşünmemdir efendim! Ama bakar mısınız şuna...


...hem çizgili, hem siyah beyaz, hem nevresim takımı! Sizce de beni düşünerek yapılmış gibi durmuyor mu? ( Nolur duruyor deyin, yoksa akıl ve ruh sağlığımla ilgili kısımdan hepimiz haberdarız :D )

Not 1: Nevresim takımını sitesinde görmek için de BURAYA tıklayabilirsiniz efendim :)
Not 2: 2015 IKEA kataloğunu incelemek isterseniz de BURAYA tıklayabilirsiniz! :D

24 Ağustos 2014 Pazar

İKİ

Bundan tam 1 ay önce ( yani tam olarak 24 Temmuz oluyor! :) ) blogum tamı tamına "2" yaşına girdi! ( Konfetilerin havada uçuşması ve alkış sesleri birbirlerine karışmıştı :D ) O dönemlerde üşengeçlikten üşengeçlik beğenemeyen blogger'ınız Raif'in üşengeçlik kat sayısı, bilgisayarının "tamam bozulacaksan bozul be artık!" durumuyla birleşince, "Blog 2 yaşına girdi! Wuuhuuu!!" yazısı yazılamadan tarihin tozlu raflarına kaldırıldı!

Ancak, gönlüm bu duruma bir yandan da razı olamadı, yapamadı! Ben de çalıştım, didindim, bugüne kadar bekledim efendim :D. Düşündüm ki, bu yazıyı 2. yaş günün'den 1 ay sonra yazarsam en azından gününü tutturmuş olurum, hem de sonraki senelerde de unutmalarımı şimdiden telafi etmiş olabilip 3. yaş gününü 2 ay sonra, 4. yaş gününü 3 ay sonra yazayım derken yıllar sonra bir bakmışız ki blogumun 13. yaş günüyle 12.'sini aynı gün yazarak üşengeçlik tarihine geçmeyi garantilemiş olurum! :D ( En azından sistemli bir üşengeç olduğumu kabul etsek olmaz mı acaba :) )

Üşengeçlik tarihine geçemezsem, hiç değilse gevezelik tarihine geçerim diye düşünerek yine bu cümleye kadar konuya girememiş olmam da büyük bir başarı örneği diye düşünüyorum efendim :D. Ancak bu derin düşünceleri bir kenara bırakıp konuya girmeme engel değil sanıyorum ki :).


Her ne kadar tam olarak hayallerimi gerçekleştirememiş olsam da, blog'uma hiçbir zaman kafamdan geçirdiğim kadar özen gösterememiş olsam da, üşengeçlikten bir çok yazmayı düşündüğüm yazının üzerinden çok zaman geçmesi yüzünden yazamasam da... bugün itibariyle tam olarak 2 yıl 1 ay'lık bir blog yazarıyım! Blogumu okuyan, düşündüklerini söylemekten çekinmeyip yorum yazıp güzel sözleriyle beni mutlu edenler başta olmak üzere, blogumu takip eden, sadece tıklayan, hatta arama motorlarının oyunları sonucunda bloguma gelen herkese çok çok teşekkür ediyorum :) İyi ki varsınız! Umarım bir yere kaçmazsınız, umarım uzun yıllar gevezeliklerimi okuyacak insanlar olur, ben de yapamadığım için üzüldüğüm şeyleri de önüme katarak yoluma devam ederim sonra da bir bakmışız... hayır, hayır! bu kadar duygusal gözüken bir konuşma benden çıkmış olamaz sayın seyirciler! Yaşlanıyoruz sanırım, son olarak sadece bunu söylemek istiyorum! Yoksa bu duygusallıktan ölmek üzere olan konuşmayı benim yapmam mümkün olamazdı! :D ( Yine suçlu bulundu! :D )

20 Ağustos 2014 Çarşamba

Bu aralar ben #6

- Bilgisayarımın çökmesiyle derin bir hüzne bürünmüş ama günlerce arkasından dedikodusunu yapmaktan da geri durmamıştım :D. Pazartesi günü çok değerli arkadaşım A.Ç. 'nin bilgisayarıma el atıp yarım saat içerisinde tüm sorunları çözmesiyle birlikte... Haydi oturmaya geldik! ( Bu kısmı arka fonda yüksek seste dans müziği varmış gibi hayal edelim :D )

- Üniversitesini henüz bitiremeyip, yaz okuluna kalmış bir insan olarak yoğun bir depresyon içerisindeyim efendim. Bir yandan bitecek mi korkusu bir yandan bitince ne olacak korkusu beynimi yiyip bitiriyor. ( Aman bana da hiç yaranılmıyormuş ki canım :D )

- Sevgili Ablacığım'ın düğününde giymek için Asos.com 'dan bir gömlek sipariş ettim. Gömlek taaaa İngilterelerden 6 günde gelmeyi başarabildi! Buradan bazı ismi lazım değil e-ticaret sitelerine "Utan, utan!" demek istiyorum efendim :D ( 1,5 haftada kitapları teslim edemeyen D&R' a selam olsun :D İsmi lazım değil demiş olduğumu unutabilir miyiz :) )

- Bu aralar hiçbir şeye yetişemiyormuş gibi bir hissiyat içerisindeyim! ( Ama çok rahatsız ediciymiş bu his sayın seyirciler :S ) Kendime fazlasıyla vakit ayırmama rağmen, ayırmıyormuş gibi hissediyorum. Bu durumu #kendikendineyaranamamasendromu olarak adlandırabiliriz sanırım :D

- Blog'da sıkça adı geçen, tırnaklarıyla ünlü arkadaşım S.T. kendisine bir blog açtı sayın seyirciler! Her telden paylaşımlarıyla o da aramıza katılmış oldu :) Ben de arkadaşlık görevimi yerine getirerek, linkini burada paylaşıyorum :D Gidiniz, okuyunuz, tıklayınız efendim :D ( BURAYA! :D )

- IKEA, #cocostar kokulu yeni bir mum çıkarmış. Minikli ve 3'lü olarak satılıyor kendisi. Sürekli onu yakıp kendimi tatlı yeme isteğinden uzak tutmaya çalışıyorum sayın seyirciler! ( Saçma gibi gözüktüğünü kabul ediyorum! Ama çok işe yarıyor. Vallahi bak :D )

- #bentakımelbisegiymemolmazhayır zihniyetli bir insan olarak, sevgili Ablacığımın ( bir #babacığım değil tabi durumumuz :D ) düğününe #gömlekpantolonpapyonkalpben şeklinde katılıp, hem Raif olmayı hem de sıcaktan pişmemeyi garantilemiş bulunmaktayım! ( Yaşasıııın :D ) Blog'da kombinlerimi paylaşıp, olayı moda blogger'ı çizgisine kaydırarak kendime sponsor bulup paraya para demesem mi diye düşünmüyor da değilim :D ( Bu kadar gevezelikten anlaşıldığı üzere bu aralar ailece tek gündemimiz "The Ablam'ın Düğünü" 'dür efendim :D )

- Mezun olmama 3-4 hafta kala üniversite'min kütüphanesinden ilk defa kendim için kitap aldım! ( çok ayıp bana! ) Ama ne yazık ki kendilerini yarın teslim etmem gerekiyor. #çokfeciüstünzekalılık örneği göstererek kendilerini vize haftasında aldığım için kapaklarını bile açamadım ne yazık ki :S Sizleri kalbimde yaşatacağım sevgili kitaplar! ( buraya birazcık "Film gibi" müziği alabilir miyiz acaba :D )


Kendisini gevezeliğe bir son vermek zorunda hisseden Raif, ilk günki gibi olan bilgisayarından bildirdi efendim :)
( Ama blog'umu çok özlemişim ya! [sevgidenbilgisayarınasarılıpiçinesokanmutlusuratlısmiley] :D )

13 Temmuz 2014 Pazar

Photo Diary #24

Bu aralar üstümde öyle bir üşengeçlik var ki, kendi kendimi tokatlayarak, kendime gelmem konusunda uyarmak isteyip, bir yandan da kıyamıyorum sanırım :D Suçu sıcaklara atarak, kendimi aklamak isterdim ama yalan söylemenin anlamı yok! ( Ama şimdi İzmir de öyle bir sıcak ki yani, nefes almak bile çok zor :) Gerçekten :D ) Son iki aydır blogda yazdığım adamakıllı post sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.Tamam, kabul ediyorum, ben üşengeç bir insanım! ( ühüüü! :( )

Ama bir saniyee... suçu atacak daha güzel bir bahane buldum sanırım! Ben bence "yenimezundepresyonu(?!)" 'na girmiş olabilirim. Öyle birşey yokmuşsa da artık var! :D Eveeet, henüz gerçekten mezun olamamış olsam da ( Sana da merhaba yaz okulu! ), mezun olmaya çabalayan bir insan olmak kolay değil sayın seyirciler! Son iki ayım ( Mayıs&Haziran) ne olduğunu hatırlayamayacağım kadar yoğun geçti! ( Valla bak :) Tamam, balıklarıkıskandıran hafızamın da bu konuda payı büyük olabilir :D ) Bu yoğunluğun arasında fotoğraf çekecek fırsat bile bulamadığımdan mütevellit ( bu kelimeyi de hep kullanmak istemişimdir :D ), Mayıs ve Haziran Photo Diary'lerini tam olarak şuan şu dakika yapmaya karar vermiş bulunmaktayım! İşte karşınızda, Mayıs & Haziran Photo Diary'siii... ( salondan alkışlar yükselmişti... :D )


... fotoğraflardan anlaşıldığı üzere yoğunluğumun büyük bir çoğunluğu sanırım yemek yememden kaynaklanmaktaymış ya da kendimi yemek fotoğrafçılığına adamışım ( Az ye Raif! :D ), arkadaşım S. ile birlikte arkadaşımız B.'ye doğum günü hediyesi olarak bizim evde pastaneleri kıskandıran cupcake'ler yapmışız ( kekler S.'ten süslemesi benden :) ), Alsancak'ta bir ağacın üzerinde gördüğüm yazının fotoğrafını "Anne baaak! demek için çekmekten kendimi alamamışım, #raifing akımına tüm hızımla ( hangi hız acaba :D ) devam etmişim, simitçide aklıma simittenkuşyuvası yapma fikri geldiği için koştura koştura eve gelip kendimi mutfağa atmışım, babamın aldığı rus salatasının markasına ( Aşk-ı Meze ) kahkaha atarak havuç ve bezelyenin yasak aşkına tanık olmuşum ( Ednan Bey! :D ), haziranda bile yağmur yağdığı için çok mutlu olmuşum, fotoğrafçılık kursundan mezun olmuşum! ( bir şeyden mezun olmayı başarabilmiş olmam da takdiri hak ediyor diye düşünüyorum :D ) küçücük ufacık minicik nutella kavanozuyla aramızda kontrol edilemez bir yakınlık oluşmuş, yenidoğankedimevsimi olduğu için apartmanın çevresindeki kedilerle epey bir vakit geçirmişim ( çok yoğunluğa bir bahane daha buldum, oley! :D ), Forum Bornova'da çevre düzenlemesi yapan kişinin benim farkımda olduğunu hayal edip yeni gülensuratlı süslemeleri üzerime alınmışım (#raifing'sel hareket engellenemez! :D ), evde yemek olmayınca kendime, evde bulduğum lavaş'tan pizza yapmaya karar verip bu kararımı şaşırtıcı biçimde uygulamaya geçirebilmişim, anneler gününü bahane ederek yine eski fotoğraflara bakmak bahanesiyle ortalığı dağıtmışım, bazı market fişlerinin de sıcaktan kafalarının karıştığını görüp halime şükretmişim :D, fotoğrafçılık kursunun yan etkisi olarak yansıma fotoğraflarına takmışım, bir kafede yediğim yemeğin altındaki tahtayı twitter kuşuna benzetmişim ( ama benzemiyor mu ya? :D ), ablamın evinde ilk ayak fotoğrafımı çekerek açılışı yapmışım, ve son olarak her şeye rağmen hayatın güzel olduğunu düşünerek bu düşüncemi S.'lerin bahçesinde fotoğrafını çektiğim güle yansıtmışım...

Not: Üzerimdeki tüm üşengeçliği attığıma söz veriyorum efendim! Bundan sonra buradayım, hiçbir yere kaybolmuyorum... Anlatacak çok şey var, umarım okumak isteyen sayın seyircilerim de oldukları yerde duruyorlardır :) Herkese kocaman kocaman sevgilerimi gönderiyorum! Bir sonraki postta görüşmek üzere kendinize iyi bakın hoşçakalın! ( #içimdekitelevizyonsunucusundaherhangibirdeğişiklikyokanlaşılan :D )

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Photo Diary #23

Nisan ayı Photo Diary'sinden herkese sevgiler, saygılar, selamlar, başka kelime bulamadım..lar :D 1 ay ne çabuk da geçti diyerek geyik yapmak istemiyorum ama cidden mayısın bile neredeyse yarısının bitmiş olduğunu az önce acı bir şekilde fark ettim. ( Tamam, final takviminin açıklanması kadar acı bir durum olmayabilir, ama yine de acıydı :D ) Ayrıca bu ay az fotoğraf çektiğimi düşünmüştüm taa ki bu postu yazmak amacıyla fotoğrafları karelemeye çabalama anına ( fotoğrafları karelemeye çabalama anı... zincirleme isim tamlaması :D ya da değil :) ) kadar! Adeta bir jüre edasıyla tamı tamına üç, evet yanlış duymadınız üç fotoğrafı acımasızca elemek zorunda kaldım :D Sonuç ise hemen aşağıda...


... annemin tüm karşı çıkmalarına rağmen sevgili Ablacığım bana aylardır istediğim IKEA simsiyah nevresim takımını hediye almış, bir kafenin menüsündeki keep calm'lı yazıyı yoğun garsonlara yakalanmama çabası içerisinde fotoğraflamayı başarmışım, #gelecektekievim'e posta kutusu beğenmişim, sabah kahvaltısı için yaptığım kreplerden birisi bana süpriz yaparak #raifing şekline bürünmüş, bir ders çalışamama anında bir fosforlu kalemin saldırısına uğramışım, odamın girişini evin girişiymişcesine kulladığımı kamuoyuna açıklamışım, bir derste sıkılma anında arkadaşım G. ile sularımız karışmasında diye bir girişimde bulunarak kendime özel "ben Su" marka suyumu piyasaya sürmüşüm, vapura binip suya düşmeden fotoğraf çekmeyi başarmışım, babamın can sıkıntısında yaptığı telephone tower projesiyle içinde adeta bir Ali Ağaoğlu olduğunu farketmişim, Magnum'un bilmemkaçıncı yıl için özel olarak çıkardığı dondurma sayesinde hayatı sorgulamışım ( Sakın evde denemeyin! Aslında hiçbir yerde denemeyin :D ), kampüsün sinemasında Bir Küçük Eylül Meselesi filmini izleyip derin bir hüzne boğulmuşum, IKEA'da çocuk menüsünün nuggetları sayesinde çizgili IKEA hayvanat bahçesinin açılışını yapmışım, üniversitede son senem diye ( öyle olduğunu umuyoruz :D ) fakülte binası gözüme daha bir güzel gözükmeye başlamış, arkadaşım S.'in yeni hobisinin eseri olan cupcake'leri itinayla mideye indirerek kendisine destek olmuşum, iyi bir evlat olarak annemin sayıca epey fazlalaşan ilaçları için kutu almışım, bol bol yağmur yağdığı için mutlu olmuşum, çorap çekmecemde bulduğum dede çorabı rengi çoraplarımla aramızda bir bağ oluşmuş ve son olarak da annemin temizlik sırrı olan halıları süpürge borusunun ucunu kırarcasına süpürerek temizleme yöntemini kamuoyuna açıklamışım :).

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Postmodern(!) Piknik

Gün: 21 Nisan...
Olay: Hepsi aynı yaşlarda olan dört gencin piknik yapmak amacıyla yola çıkması...


Evet, önceki kısmı daktilo ses efektli olarak yavaş yavaş yazılıyormuş gibi okuduysak, şimdi rahatça saçmalamaya başlayabilirim :D. 21 Nisan günü arkadaşlarım Ö.A. Ö.C. ve G.A. ( böyle yazınca da iyice 3. sayfa gazete haberi gibi oldu :D ) ile birlikte pikniğe gitmeye karar verdik. Ancak aramızda daha önce mangalla haşır neşir olmuş olan kimse olmadığından yiyeceğimiz şeyleri hazır pişmiş olarak bir süpermarket'ten almaya karar verdik. ( Aman fotoğraftaki poşeti de görmedik zaten :D ) Bu durum bana sebebini bilmediğim bir şekilde çok komik geldi, sonra bana komik gelince arkadaşlarıma da komik geldi yada ben bozulmayayım diye komikmiş taklidi yaptılar.. ( Belki de cidden komiktir ama yaa :D ) Ben de bu durumla dalga geçerek bu aktivitemizin adını "Postmodern(!) Piknik" koydum. Gün boyunca bu geyik de aramızda devam etti. :).



Zaten insan kırk yılın başında pikniğe gidince ne yapacağını şaşırıyormuş sayın seyirciler! Oraya yalnızca yemek yemeğe gitmiş gibi zamanımızın çoğunu bir şeyler tıkınarak geçirdik. O da yetmezmiş gibi ben bu "postmodern" tabirini haklı çıkaracak şekilde pikniği bir yana bırakıp, içimdeki tüm sosyal medya ve fotoğraf aşkıyla arkadaşlarım voleybol oynarken sağı solu fotoğraflamaktan kendimi alamadım. Neyse ki sonrasında onlar da bana eşlik ettiler de tek başıma "postmodern(!)" olmamış oldum :D.


Tam arkadaşlarımın voleybol oynadığı sırada, topları insanların çöplüğe çevirdiği bir yere kaçınca ( başka türlü nasıl tarif edeceğini bilemeyen Raif online :D ) tüm yardımseverliğimle ( :D ) toplarını almaya gittiğimde bir kenara fırlatılmış iki adet paketli peluş oyuncak buldum. Hazine bulmuş kadar sevindim! Artık pikniğimiz daha da "postmodern(!) olabilecekti :D. Öncelikle bu etkiyi hissettirmek amacıyla arkadaşım Ö.C. ile birlikte bulduğumuz peluş kuşcağızın ağaçta asılı kalmasını sağlayabilmek için epey çaba harcadık. ( bir nevi spor sayılır ama değil mi :D ) Başardıktan sonra da fotoğraf makinelerimizi alıp kendisini... bir sağdan şimdi soldan hooop bir de aşağıdan şimdi de yukarıdan... fotoğrafladık :D. Sonrasında da bulduğumuz diğer peluş gülen surat ile #raifing akımını gerçek hayata da geçirmiş olduk :).


Ayrıca bir postmodern(!) pikniği böyle sıradan tamamlayamazdık, hayır :D. Son olarak da hint dansı figürlerinden hallice yogası(!) yaparak tüm kötü enerjilerden arınıp, huzura kavuşarak evlerimize döndük :)

Not: "ben Raif" yazısını göbeğimin tam üstüne koyarak özel bir amaca hizmet ettiğimi söyleyenlere lütfen itibar etmeyiniz efendim :D

30 Nisan 2014 Çarşamba

Ah Bir Pokemon Olsam!

Merhaba, ben Raif. Ben bir smileyseverim! (Raif'e hoşgeldin diyelim arkadaşlar... Hoşgeldin Raaaaiiifff! )

Böyle filmlerdeki grup terapisi gibi başlamış olmamın çok mantıklı açıklamaları var sayın seyirciler! ( Valla bak! :D ) Eskiden sadece sıradan bir kendikendinesmileysever bir insanken şu yazımdan ( şu'ya tıklamayan bu'na tıklasa da oluuurr :D ) sonra artık kendikendime sevemez oldum! Çünkü artık hep beraber sevip, bu olayı kocaman bir sevgi pıtırcıklığına döndürmenin zamanı gelmişti! Ve bu pıtırcıklığımızın adı da sevgili Ebru sayesinde #raifing oldu, ve hayatına Instagram'da devam ediyor! :) ( Katılımlarınızı bekliyoruz efendim :) )

Ebru'nun fikrini hayata geçirirken de Instagram'da bir şey farkettik. #raifing hashtaginde yalnız değildik. Bizden çok çok önce bir fotoğraf paylaşılmıştı... Ama o da ne?...


İlk #raifing meğer bir pokemonmuştu. Bu duruma gülsek mi ağlasak mı bilemedik! ( Aslında sadece güldüğümüzü düşünürsek sanırım bilebilmiş de olabilir, emin olamadım :D ) Sonra ben bu #raifing pokemonunun kaynağını merak ederek, araştırmaya koyuldum. Günlerce süren araştırmalarım sonucu da ( 30 saniye :D ) Pokemon Fusion adlı bu siteye ulaştım. Tamam, siteyi bulmak için araştırmalarım çok uzun sürmemiş olabilir, ama #raifing pokemonunu oluşturmamız için gerekli malzemelerimiz olan iki pokemonu bulmam epey uzun sürdü. Sonrasında da yine uzun süren uğraşlar sonucunca yukarıda görünen "raif" ile başlayıp bilimum şekillerde devam eden pokemonları keşfettim. ( Ne büyük keşif ama! :D )

... ve keşiflerden de anlaşıldığı üzere, içinde "raif" geçen şey bir pokemon da olsa o smiley'den hallice şapşal gülümsemesi eksik olmayacakmış :) Yani bu smiley sevgisi boşa değilmiş sayın seyirciler :D ( Hemen de onu ona bağladı bak! :) )

Mesaj kaygılı not: Bu yazıyı okuyan herkesin hayatında bu sıralar gülümseten şeyler oluyordur umarım :)

5 Nisan 2014 Cumartesi

Photo Diary #22

Vizeleri yaklaşan.. ıııı. tamam pazartesi için yaklaşan kelimesi az kalabilir o yüzden vizeleri kapıya dayanan... ıııı... bu da olmadı sanki... şey yani böyle vizeleri inanılmaz yaklaşan hani öyle böyle değil Raif'ten hepinize merhaba :) Aslında bir de... Uzun zamandır bilgisayarın başına oturup dilediğince gevezelik yapamayan Raif'ten herkese merhaba! Tam şu an bir de... eskiden posta giriş yapmak için kırk takla atıp da şuanda bir posta üç ayrı şekilde giriş yapan Raif'ten hepinize kocaman bir merhaba! :D

Bu kadar giriş yaparak herhalde içimde patlamaya hazır bulunan tüm gevezeliği dışarı atmışımdır. :D O zaman asıl konumuza dönebiliriz :). Vee.. aylık Photo Diary'lerin üçüncüsü olan Mart ayı Photo Diary'si karşınızda efendim... ( salonda alkış sesleri yükselmişti! :D )


... yine oburluğun zirvelerinde bir insan olarak yediğim içtiğim ne varsa karelemişim ( az ye çocuğum! :D ), bu yağmursuzlukta bir kere yağan yağmuru yakalayınca fırsatı kaçırmamış hemen pencere kenarı keyfi yapmışım, fakültenin kantininde ( adı İktisaf Cafe olabilir ama binanın içinde yer alan her oluşum benim için kantindir kantin kalacak! :D ) minik pakette fındık satıldığını keşfedip çok sevinip bir kez yiyip sonra unutmuşum, daha önce de şekerliklerini beğendiğim Music Cafe'nin bu kez de peçeteliklerini beğenmişim, fotoğrafçılık kursu hocamızın sergisini gezmişim, bir hoca quiz yapacağım deyip bizi kandırırken ben de ders çalışacağım diye kendimi kandırıp fotoğraf çekmekle yetinmişim, selfie oluşumuna rakip olarak handfie oluşumu yaratmaya çalışıp insanın kendi elinin fotoğrafını ön kamera ile çekmesinin çok zor olduğuna kanaat getirip yol yakınken bu sevdadan vazgeçmişim, bir başak burcu insanı olarak odam çok dağıldı diye depresyona girmişim ( yerde bir çift çorap bir t-shirt var daha ne dağınıklığı olsun?  ), evde bulduğum siyahımsı cam ve üzerinde Coca Cola yazan bardakla aşk yaşamışım, yine bir başak burcu olarak sabah şarja takılması gerekenleri masanın üzerine sanki on yıl orada kalacaklarmışçasına dizmişim, tam 20 lira indirime uğrayan t-shirt'ü aldığım için sevinip sezonunda aldıklarımla da ne kadar kazık yediğimi farkedip aynı zamanda üzülmüşüm, #raifing akımına bu kez portakal ve sıkacağıyla devam etmişim, IKEA'ya yüz kere gidip almak istediğim tüm kırtasiye ürünlerini tamamlamışım ve son olarak Alsancak'ta bir mağazanın kullanıp kullanıp daha sonra hunharca çöpe atıp kendi haline bıraktığı tabelanın R harfiyle kısa süreli bir ilişki yaşayıp, ilişkimizin imkansızlığı nedeniyle yollarımızı ayırmışım. ( salondan hüngür hüngür sesleri yükselmişti ve herkes mendil arayışındaydı. :D )

Not: Tüm mart ayı boyunca rahat rahat bilgisayar başına oturup da başını ağrıtamamın sebebi olan bir şey daha vardı ama o kendi başına bir posta çıkmak istedi, tutamadık :D

11 Şubat 2014 Salı

Ben bir IKEA bağımlısıyım #19

Her şey gece yarısı bir can sıkılması sonucu başladı. Vakit öldürmek için çeşitli hashtag'leri Instagram'da aratıp çıkan fotoğrafları inceliyordum. Bir IKEA bağımlısı'na yakışır şekilde aklıma tabii ki #ikeaturkey hashtagini aratmak geldi. ( bakıyım, yemin ederim... çok sempatik çocuk şu Raif :D ) Sonra karşıma bir fotoğraf çıktı ki o da ne bir bayan IKEA'dan bu washi tape/masking tape artık ne dersek kabulümüz olan Kağıt Bant diyerek tek bir başlığa da indirgeyebileceğimiz bantlardan IKEA'nın Bayrampaşa şubesinden almış, fotoğrafını çekip paylaşmış. Buraya kadar her şey normal gibi gözükebilir, ama araştırmacı ruhumun peşimi bırakmaması sonucunda...


Görseller: Decor8.com / Ikea.com/gb/en

... hemen internette araştırmalara başlayıp, yukarıda seriyle karşılaşıp kalp krizinin eşiğinden döneceğimi hiçbirimiz tahmin edemezdik ( daha fazla kalp krizi için lütfen BURAYI tıklayınız. ) Blogumu takip eden sayın seyircilerimiz yada blog temamı yalnızca bir kez gören bir kişi bile yukarıdaki renklerin/tasarımların benim için ( yada içimde yaşayan iskandinav için :D ) ne anlama geldiğini az çok tahmin edebilir. Olayın devamı da bütün gece boyunca arkadaşım G.'nin "Benim yarın IKEA'ya gitmem lazım" şeklinde başının etini yemem ile oldu. Bir yandan da "Ya yoksa!" , "Ya hepsi gelmemişse?" diye düşünmekten kendimizi alamadık. Sonuç olaraksa dün evimizin her şeyi biriciğimiz IKEA'ya gittim, gözlerime inanamayıp alt katı iki kez dolaşmama rağmen yukarıdaki arkadaşların zerresine rastlayamadım. Zaten tüm ürünlerin gelmiş olmasını beklemek bir hayaldi kabul ediyorum ama en azından o bayanın aldığı bantları bulabileceğimi düşünmüştüm. ( Fazla duygusal olmadı mı bu post sanki :D )

Evet, yine bir Anne bizim neden yok! vakası ile karşı karşıyayız sayın seyirciler. Sevgili IKEA şimdi bu yukarıdaki arkadaşlar beynimin en derinliklerine kadar işlediler, bunun sorumlusu olarak hatanı telafi edip yukarıdaki arkadaşları bana yurtdışındaki mağazalarından adresime postalamak zorundasın!

İmza Bir IKEA bağımlısı

Not 1: Anne bizim neden yook!
Not 2: IKEA Bayrampaşa şubesinde olan sevgili bantçıklar, neden IKEA Bornova şubesinde yoksunuz acaba, yoksa bizi beğenmiyor musunuz?
Not 3: Aşkolsun IKEA, valla da küsücem!

8 Şubat 2014 Cumartesi

İndirim zamanı fırsatları kaçırmamak önemli tabi

Bu bir son indirimlere çağrı yazısı değil, hayır ama dün 7'siydi hani parası olanlar fırsatları değerlendirebilir tabi ama konumuz bu değil yada öyledir bilmiyorum ama yok değil değil (ALIŞVERİŞ MERKEZİNE KOŞTU) :D. Konumuz kırtasiye, hatta ataç. Evet bugün biraz minik bir konumuz var ama anlamı benim için çok da minik değil. İlkokuldan beri içimde büyük bir ataç sevgisi var. O zamanlar defterlerimizin kenarları kırışmasın diye mecburiyetten kullanıyorduksak da bu onları sevmeme engel olamamış sanırım. Şimdiyse bilimum ders notları olsun, kendi yaptığım ipli panoya ( bunun yazısını yazmamı isteyenler parmak kaldırsın olur mu, ben yazıp yazmama konusunda kararsız kaldım da :D ) not tutuşturma amaçlı olsun seve seve kullanmaya devam ediyorum. Değişik ataçlar görünce de almadan edemiyorum haliyle. İki üç sene önce hediyelik eşya fuarından boşluk anıma denk gelip bir ataştan yalnızca bir tane aldığıma pişman olup ardından yas tutmuşluğum bile var hatta :D


Geçenlerde en sevdiğim kitapçıdeftercidergicikırtasiyeciherbişeyci yer olan Kitapsan'da yukarıdaki ataçları görünce tuttuğum gibi hemen kasaya... gidemedim. Çünkü önce karar vermem gerekiyordu. Bir sürü çeşidi vardı ve fiyatlarının da çok sempatik olduklarını söyleyemeyeceğim. Ama bir tane almaktan bir şey çıkmaz diye düşünüp, yere çömelip ( çünkü mağazanın o kadar abuk bir noktasındaykiler ki neredeyse yere bağdaş kurup rahatça hepsini kucağıma döküp bu mu bu mu sen değil yok sen hiç değil sen bizımlasın sen değilsin diyerek seçim yapacaktım ) seçmeye başladım. Ve benimle eve gelmeyi başaran arkadaş yukarıdaki oldu. Kendisi kağıt tutma konusunda epey başarısız da olsa görüntüsüyle durumu kurtardığını söyleyebilirim. Yani zaten kullanmak çok önemli değil bir kenarda dursa da olur hani güzel görünüyor filan ya (AVUNAMADI) :D

4 Ocak 2014 Cumartesi

Hakkımda her şeyi duymanızı istiyorum :D

Blog'ları keşfetmem kadar eski olmasa da yine uzun sayılabilecek kadar bir süredir Youtube'daki Vlogger'ları da takip ediyorum. Onlar da orada "Tag" adı altında videolar yapıyorlar ve ben bazen ( tamam çoğu zaman :D ) kıskançlıktan çatlıyorum. Bu postumla da buna bir nebze olsun çözüm getirmeyi amaçladım :D. Bir zamanlar "mim" yapmaktan hiç hoşlanmayan, aman da "Bu ne gereksiz şey böyle." efendime söyleyeyim "Öff!" (YAZACAK ŞEY BULAMADI :D ) diyen ben şimdi bir mim başlatıyorum! Mim'imiz ( Bu kelimeyi yazana kadar bir hayli uğraştım. Bu postun 10 dakika önce yayınlanamamasının tek sorumlusu bu kelimedir efendim! :D ). tamamen (itiraf!) Youtube'daki "25 facts about me tag" den araklanmıştır. Aynı mantıkla, hakkımız bilinen/bilinmeyen 25 gerçeği yazıyoruz. Yazıyorum, yazıyorum, yaaazdııım :D


1. İlkokuldan beri "Y" ve "Ğ" harflerini karıştırıyorum. Hala bir kelimede acaba hangisi olacak diye oturup yarım saat düşünmüşlüğüm de vardır :D.
2. "V"yakalı herhangi bir giysiye karşı inanılmaz derecede antipatim var. Kazak, t-shirt hiç fark etmez giymem, giyemem.
3. Tam saat takıntım vardır. Bir şey yapmaya başlayacaksam özellikle tam saatte başlamaya dikkat ederim. Bu bir şeyin ders çalışmak olduğunu ve bunu dersten kaytarmak için yaptığımı da nereden çıkardınız, aaaa hiç olur mu :D.
4. Bir haksızlık karşısında, kendi başıma gelmemiş bile olsa oldukça sinirlenirim, haksızlığa uğrayan kişiden daha fazla ben söylenir, çemkiririm :D
5. Bir mesajın, yazının hatta mail'in içerisindeki cümlelerde "smiley" kullanılmadığı zaman o şey komik bile olsa bana komikmiş gibi gelmez, hepsini antipatik algılarım, üzülürüm, bozulurum hatta küserim :D
6. Güneş kremini veya onun gibi kokan herhangi bir şeyi sevmeme, beğenmeme gibi bir ihtimalim söz konusu değildir. :)
7. Tükürdüğümü yalamaktan çekinmem, büyük konuşmamayı beceremiyor olabilirim ama ne yapayım, gurur da bir yere kadar. Ayrıca fikirlerim inanılmaz çabuk değişebildiği için bu durum birazcık kaçınılmaz da aynı zamanda :).
8. İlginç olduğunu düşündüğüm herhangi bir şeyi beğenmeden, istemeden, almadan duramam :D. Bu sebeple ayın bir kısmını aç geçirdiğim de sıklıkla olur tabi.
9. Sarı renginin bana uğursuz geldi kanısına sahibim. Bunu değiştirmeye uğraşıp başarılı olamadım. Bu yüzden sarı herhangi bir şeyi almam, istemem, bulundurmam. Hatta bir fotoğrafta sarı bir obje varsa siyah beyaz yaparım onu bile görmek istemem. ( Bu çocuğun normal olmadığı belliydi canım zaten :D )
10. Hayatım boyunca hep sanatsal, el becerisi gerektiren, tasarlamalı bir bölüm/okul okumak istedim ama olmadı.
11. Hatıra saklama hastalığım var. Şöyle ki, ben ölünce arkamdan adıma hatıra müzesi açabilirsiniz :)
12. Çizgili hastasıyım. Ve her siyah beyaz çizgili giydiğimde "Beşiktaşlı mısın?" sorusunu duymaktan dolayı sıkılmış bulunmaktayım :D.
13. Dünyada bana " Asla kilo almayacaksın!" garantisi verilip, ölene kadar tek bir şey ile beslenme hakkı verilseydi hiç düşünmeden makarna'yı seçerdim :D
14. Üniversiteye kadar içinden renk akan bir insandım odamdan tutun da giysilerime kadar. Sonra ne olduysa içime iskandinav kaçtı, siyah+beyaz+krem = ben oldu :)
15. Koleksiyon yapmaya bayılırım. Son favorim ise meyve sticker'ı koleksiyonu :)
16. Bir gün kendimi kimsesiz bir yere kapatıp son ses bangır bangır müzik dinlemek istiyorum. Huysuz apartman komşularından içim şişti. ( İlkokuldayken doğum günlerimizde müzik açınca bile kapımıza dayanan komşularımız vardı da :) )
17. Beğendiğim kıyafeti almak yerine evdekileri dönüştürebiliyorsam benden mutlusu yoktur. Kot yırtma konusunda da oldukça yetenekliyim bu nedenle :D
18. Garip olan her şeyi severim film olsun kitap olsun. Başkasına sen de izle/oku bak diye tavsiye ettiğimdeyse "Aman bu ne be!" tepkisini çok sık alırım.
19. Komedi/komedyen sevmem. Komik olmak için komiklik yapıldığında gülmekten çok, içimde nefret duygusu uyanır. Arkadaşım G'nin dediğine göre ben durum komedisi seviyormuşum :)
20. "22 yaşındayım ama küçük gösteriyorum ve evet bunu biliyorum" yazılı bir t-shirt bastırmak gibi bir hedefim var :D
21. Bir yerde yatılı kalmayı sevmem, bu en yakın akrabamız dahi olsa. İmkan olsa her yere günübirlik giderdim.
22. Issız bir adaya düşsem yanıma alacağım ilk şey interneti olan bir cihaz olurdu. İnternet bağımlısı olduğumdan şüphelenmiyor değilim :D
23. Düzen hastasıyım. Bir şey koyduğum yerde öyle dursun isterim. Odama gelen misafir en yakın arkadaşım dahi olsa bir şeyi yerinden oynattı mı deliririm :D
24. Bademciklerim sorun çıkarmasa yaz/kış demeden her gün dondurma yerdim.
25. 24 maddeyi yazarken hiç zorlanmama rağmen 25.'de tıkandım kaldım :)

Şimdi normalde tek tek isim verip mimlemem gerekiyordu ancak, kim mim yazmayı sever/sevmez, mim yapmayı ister/istemez karar veremediğim için...
 mim'imimiz yapmak isteyen, arada yazacak bir şey bulamadığında kolaya kaçmak isteyen herkesin kullanımına açıktır efendim :D

15 Aralık 2013 Pazar

Photo Diary #19

"Her yazıya başlarken nasıl başlasam diye düşünen bir tek ben miyim acaba?" diye başlayıp nasıl başlasam diye düşünmekten yırtmayı planlayan, o yok mu ooooo :D, ( kendime daha fazla yüklenemeyeceğim, yooo olamaz, yapamıyorum :) ), Raif'ten herkese merhaba :) Sebebi ziyaret'im yine bir zamanın ötesinden gelen Photo Diary'dir efendim :)


Şuan ben de şaşkınlık içinde gördüm ki kendimi sıvı tüketimine vermişim yada sıvı tüketimi esnasında fotoğraf çekmeye ( ama hangisi doğru bilmiyorum :) ), Instagram'da kitaplı fotoğraflar paylaşımı yapanları kıskanıp hemen bir kompozisyon oluşturmuşum ( kıskaaanç! ), kokulu mum hastalığına tutulmuşum, bol bol yağmur yağmış ( bu konuda benim yaptığım bir şey yok ama 25 kare olmamız lazımdı :D ), arkadaşlarım S. ve B. ile bol bol buluşmuşum, fotoğrafçılık kursumuzun çekim gününü yapmışız, Forum Bornova ve IKEA'daki yılbaşı süslemelerine derin duygular beslemişim :D, gittiğim bir cafedeki yaratıcı fikirleri itinayla yürütmek için fotoğrafını çekmişim, frambuazlı her şeyi sevme potansiyeli yüksek bir insan olarak annemin marketten aldığı minin waffle'ı da sevmişim ( aaaa çok şaşırdık :D ), havalar yeterince soğuduğu için Uhu Patafix adlı duvarabirşeyyapıştırmasakızı'nı gönül rahatlığıyla kullanabilip odamın duvarındaki çatlakları çerçevelerle kamufle etmişim, gittiğim bir etkinlikte sırf salonu boşken fotoğraflayabilmek için ara verildiğinde tek başıma salonda oturup tek tek herkesin çıkmasını beklemişim :D, CocaCola'ların üzerinde ismi yazmayan kıskançlıktan ölen bir insan olarak Nutella fırsatını kaçırmamışım ( aslında bu hiç bu kadar kolay olmadı :D ), hobilerim arasına mağazaların deneme kabinlerinde şapşal suratlı fotoğraf çekilmeyi eklemişim ( sanki normalde düzgün durup poz vermeyi başarabiliyorum da :) ), ve son olarak sevgili Ablacığıma zorla IKEA'da görüp sürekli almadan çıktığım iskandinavlıktan ölmek üzere olan bardakları yılbaşı hediyesi olarak aldırmışım. ( çeyiz alışverişi danışmanı olmanın da bir bedeli olmalı ama değil mi sayın seyirciler :D )

Not: İlk defa kendi fotoğrafımı koyuyorum, heyecan yaptım :). Umarım kimsenin hayallerini yıkmamışımdır ve kimse kaçıp gitmez :D

20 Ekim 2013 Pazar

Photo Diary #17

Tatilin bittiğine üzülmekte olan ve acı gerçeklerle ( Vizeler mi yaklaşıyormuş ?! ) karşı karşıya kalan ve hala da kaçacak delik arayan Raif'ten herkese merhaba :) ( İlk defa düzgün giriş yapabildim sanırım Photo Diary postuna? Konuyla alakasız olabilir tamam kabul ediyorum :D Ama olsun yaniii... ııı... oldu.. sanki.. ııı :) )


Bir önceki Photo Diary'den beri sanırım gökyüzü/bulut takıntım artarak artmış ( bkz. Türev/İntegral ile üniversite son sınıfta tekrardan baş başa kalan Raif'in dramı ), Mavi'nin Konak'ta açılmış olan kocamaaaan mağazasındaki pufu çok beğenip " Aman da bu katta kimse yokken fotoğrafını çekeyim " deyip mağazanın yerleşimini birazcık bozmuşum, Yemek yediğimiz yerde saksı yerine kullanılan kaseleri çok beğenmişim, Ne zamandır çekmek istediğim havai fişek fotoğrafını çekebilmişim ( Oha! 9 Eylül'den fotoğraf varmış sayın seyirciler :S ), Sek'in çikolatalı kahveli sütüne dünya para bayıldığıma pişman olmuşum ( Evde Denemeyiniz! :D Bence hiçbir yerde de denemeseniz olur aslında :) ), Ayak fotoğrafsız olmaz, bu sefer Carrefour'da alışveriş arabasıyla beraber poz vermişim, Yağmur yağmış, kumpircinin patateslerine gelen yanal ışık(!)'ı beğenmişim ( patateslerin bu fotoğraftaki görevi ne acaba :D ), sonunda geleceğim için oldukça mantıklı bir karar alarak ikinci üniversite hakkımı kullanmaya karar verip başvurabilmişim ( Aslında burasının tüm yurtta coşkuyla kutlanması gerekiyor! İlk defa eğlenceli dersli kitaplarım olmuş olabilir :D ), Oreo'ya son kez şans verip yine şaşırmamışım ( Bizimle deyılsın Oriö :D ), film izlediğimi cümle aleme duyuracağım diye doğru kareyi yattığım yerden yakalayana kadar filmin yarısını kaçırmışım, fark etmeden sokak lambası fotoğrafı takıntılısı olmuşum ve son olarak her yerde fotoğraf çekmekten çekinmeyerek beğendiğim vitrin/manken ne varsa fotoğraflamışım :).

Herkese de tatilinin son gününde, günün geri kalanı için "İyi Günler!" dilemişim. ( Daha günün bitmesine 10 saat var, hemen umutsuzluğa kapılmayalım (KAPILDI) :D )

12 Ekim 2013 Cumartesi

Sabreden Raif konulu post #2

Aslında bu bir seri olmayacaktı, hayır ben o ilk postu o amaçla yazmamıştım. Her şey kendiliğinden oldu, ben bir şey yapmadım. Masumum! :D Neden bahsediyorum? Tabii ki postun başlığından. Tamam aslında biraz suç benim de olabilir, başlık bulmaya üşenip birazcık(!) kopya çekmiş olabilirim :)

Yine asıl konuya girmemin saatler aldığı ve bir önceki paragrafta hiçbir şeyin anlatılmadığı bir posta daha hoş geldiniz efendim :). Blogumu ilk açtığım zamanlarda yazdığım bir postta size şöyle yakınmışım ve sonuç olarak kimse iplememiş :) ( Tamam t-shirtler çok pahalı olabilir ve benim zengin arkadaşlarım olmayabilir :D ) O zamandan beri o t-shirt ün ucuz versiyonunu arayıp durdum. Aynısını bulmayı tabii ki amaçlamamıştım ancak benzerini de zaten bulamamıştım. Pull and Bear'dan asla yanından geçemeyecek bir tane bulup almıştım ancak o da daha eve gelir gelmez Annem için taş bezliğine aday bir performans sergilemişti. :D ( Ama taş bezi olmadan hayatına devam etmeyi başarabildi kendisi :) )


"Sonra geçen gün bir şey oldu!" diyerek yine durumu dramatize etmek istedim aslında ama sonrasını getiremeyeceğimi düşünüp vazgeçtiğim için olduğu gibi yazıyorum :). Tırnaklarıyla ünlü arkadaşım S.T. t-shirtlerin benzerlerini hatta aynılarını bir sitede bulmuş hatta kendisi için sipariş bile etmiş! Bunu bana alışveriş merkezinde yemek yerken söylediğini için eve gelene kadar kudurdum. Daha sonrasında ben de siparişimi verdim. Tabi aslına o kadar da kolay olmadı o son kısım. On saat gerek ev halkını gerekse arkadaşlarımın bir kısmını seferber edip "Hangisini alsam ki ben?" "Bunu mu alayım? Ama bu daha güzel gibi sanki? Yok yok bu en güzeli. Aaa bak bu da güzelmiş!" diyerek hayattan bezdirmiş olabilirim ama sonuçta aldım yani değil mi :).

Not 1: Asıl olay ise tişörtlerin 69 değil 49 değiil yalnızca ve yalnızca 19.90 Tl olmasıdır sayın seyirciler :)
Not 2: Eğer siz de almak isterseniz, t-shirtleri buradan erkek t-shirtleri kısmına tıklayarak bulabilirsiniz. ( Reklamları izlediniz yada izlemediniz bunu bilemeyiz :D )
Not 3: Bu t-shirte karar verebilmemi sağlayan sevgili David Guetta ve Sia'ya buradan teşekkürlerimi iletiyorum :) Nasıl bir katkıları mı oldu?


Tam olarak şöyle :)